Erdoğan Ayasofya için neden şimdi düğmeye bastı? Bindik bir alamete gidiyoz kıyamete

Zeki Can Bakır / 16 Temmuz - İstanbul

Geçmiş dönem tecrübelerimiz gösteriyor ki iktidar; hem muhalif sesi iyiden iyiye baskılayarak seçim hazırlıklarına başlamak, hem de yeni maddi kaynaklar üreterek ekonomik tabloyu en azından bir süre daha idare edebilecek koşullara taşıyarak siyasi ömrünü bir süre daha uzatmayı hedefliyor.

Görünen köy kılavuz istemez. Kendini iyiden iyiye hissettiren ekonomik buhran bir de pandemi koşulları ile birleşince, zaten suni müdahaleler ile ayakta tutulmaya çalışılan ticari çarklar artık durma noktasına geldi. Doğal olarak bu girdap artık vatandaşın cüzdanında, çeşitli sosyal destekler ile kapatılamayacak kadar büyük bir kara delik haline dönüştü.

2002 yılında; Rusya, Arjantin hatta Çin gibi ülkeler kişi başına milli gelir bakımından Türkiye’nin gerisinde idi. Fakat 2019 sonunda bakıyoruz ki ülkemiz, kişi başına düşen milli gelir bakımından Bulgaristan’ın bile gerisine düşmüş durumda.

Yani daha da basit bir tabirle anlatmak gerekirse; yıllardır fakirleşiyoruz. Fakat son dönemde vatandaşın alım gücü iyiden iyiye düştü, neredeyse kaybolma noktasına geldi. Yani demem o ki artık cüzdanlar delik deşik, yama tutmaz halde.

Zaten bugüne kadar kötünün iyisi anlayışı ile sandığa gitmeyi kendisine görev edinmiş, halen iktidar partisine oy vermeye devam eden hiç azımsanmayacak çoğunlukta büyük bir kitle, artık umudunu kaybetmeye ve çeşitli arayışlar içerisine girmeye başladı.

Son bir umut pandemi koşulları üzerinden siyasi bir manevra alanı yaratıp tekrar bir yükseliş trendi yakalamaya çalışan iktidarın bu hayali de süreç içerisinde yapılan acemice hatalar ve belediyeler ile yaşanan, vatandaşı fazlasıyla mağdur eden anlamsız siyasi çarpışmalar sebebiyle suya düşmüş gözüküyor.

Peki ya şimdi iktidar kurtuluş reçetesi olarak ne yapmayı planlıyor? Bana kalırsa günümüze kadar hep onlara can simidi olmuş siyasi metotlarını çoktan uygulamaya başladılar bile.

Toplumsal kutuplaşma…

Özellikle son birkaç ay içerisinde taraflı-tarafsız birçok kesim şu soruları fazlasıyla dile getirmeye başladı.

  • Ne yapmaya çalışıyorlar?
  • Şu an ülke yönetilmiyor, peki bu nereye kadar böyle gidecek?

Aslında biz bu senaryoyu defalarca yaşadık.

Özellikle 2020 yılında kendisini tam anlamıyla hissettiren ekonomik darboğaz artık iktidar partisi için yolun sonu anlamına geliyor.

Peki ya iktidar toplumsal kutuplaşmayı artırarak asıl neyi hedefliyor?

Yıllardır mevcut iktidara seçim zaferlerini getiren, kurulduğu günden bu yana AK Parti dışında hiçbir partiye oy vermemiş seçmen kitlesinin, iyice çatırdamaya başladığını gören parti kurmayları 2023 yolunda belki de son bir kez daha seçmen kitlesini bir baskın seçim ile sandığa taşımayı planlıyor diyebiliriz.

Evet, yanlış duymadınız erken, hatta ve hatta baskın bir seçim daha, yine!

Peki, mevcut iktidar gücü bu denli elinde hissederken neden böyle bir riske girsin diyenler elbette ki haklılar fakat görünen köy kılavuz istemez.

2023 yılına kadar iktidarın bu çalkantılı dış politika ve artık kör topal bile ilerleyemeyen ekonomik tabloyu değiştirmesi bir yana, güncel koşulları stabil tutması bile çok zor görünüyor.

Peki, iktidar erken seçim için neler yapacak?

Aslında yapmaya başladı bile. Yıllardır seçmenini bir şekilde oyalayan iktidar sahipleri seçmen matematiğini Ayasofya’ya kadar taşıdı. Ve elbette her zaman yaptığı gibi…

Önce kendini sıyırdı ve ardından ben yaptım demeye başladı.

Bu durum sadece Ayasofya’nın açılmasıyla da sınırlı kalmadı. “Böl – parçala – yönet “metodunu bu sefer Dünya değeri üzerinden yapmaya başladı. Ancak gördükleri manzara hiç de istedikleri gibi değil. Çünkü vatandaşın derdi ekonomi. Ve hiçbir şekilde bu ekonomik darboğazın önüne geçemiyorlar. Geçemedikçe dini unsurlara daha çok sarılıyorlar, işe yaramadığını her fark ettiklerinde de daha çok saldırganlaşıyorlar.

Velhasıl kelam iktidar tersine esen rüzgârı iliklerine kadar hissediyor.

İktidar; yerel seçimlerde kaybedilen başlıca büyükşehirler ile birlikte muhalefetin yakalamış olduğu ivmeyi bir seçim zaferi ile tersine çevirmek zorunda olduğunun farkında ve özellikle son birkaç aydır yaptıkları hamleler, erken seçim koşullarının oluşmaya başladığını gösteriyor dememiz mümkün.

– Özellikle ana muhalefet partisi grup başkanvekilinin sözlerinin alakasız bir biçimde çarpıtılarak “CHP Darbe Çığırtkanlığı Yapıyor” gibi saçma sapan bir gündem yaratma ve yandaş medya kanallarında uzun süre algı oluşturma çabası,

– CHP gençlik kollarına yapılan gözaltılar ile birlikte; özellikle aktif siyaset ile ilgilenen muhalif gençler üzerinde psikolojik bir manipülasyon ortamı oluşturarak bir nevi iktidar cephesi tarafından göz dağı verilmesi,

– Yangından mal kaçırır gibi hem de toplumsal tepki hiçe sayılarak Salda Gölü’nün imara açılması,

– Atatürk Havalimanı’nın dünyadaki örneklerinin aksine “sağlık turizmi” bahane edilerek kullanılamaz hale getirilmesi,

– Ekonomiye yeni bir kaynak yaratmak için emekçilerin haklarını hiçe sayan yeni Kıdem Tazminatı yasasının değiştirilmeye çalışılması,

– Güvenlik soruşturmalarının geri getirilme istemi ile birlikte bir nevi “örtülü OHAL” koşullarının oluşturulmak istenmesi,

– 63 yıl sonra ilk kez barolar kanunun değiştirilmek istenmesi ve böylelikle çoklu baro sistemine geçilerek bir nevi savunmanın tam anlamıyla susturulmak istenmesi,

– Yıllardır trol ordularını kendileri yönetmiyormuşçasına ani bir karar ile temiz sosyal medya naraları atılması, daha sonra “yeşil top” uygulaması adı altında “hakaret içerikli paylaşımların önünü alacağız” naraları atan iktidarın; trol-bot hesaplarının silinmesinden sonra ani bir karar ile “Sosyal Medya Yasakları” kapsamında birçok sosyal paylaşım ağında kısıtlamaya gidileceğini belirtmesi,

– Son olarak Halk TV ve Tele 1 kanallarına sadece muhalif yayınları sebebiyle 5 gün kanal kapatma gibi çok ağır bir ceza verilmesi…

Tüm bunlar ve geçmiş dönem tecrübelerimiz gösteriyor ki iktidar; hem muhalif sesi iyiden iyiye baskılayarak seçim hazırlıklarına başlamak, hem de yeni maddi kaynaklar üreterek ekonomik tabloyu en azından bir süre daha idare edebilecek koşullara taşıyarak siyasi ömrünü bir süre daha uzatmayı hedefliyor.

Fakat bu kumar iktidar partisinin “inisiyatifi dâhilinde” mi yoksa zaten iktidar “Toplumsal kutuplaşma ortamını yaratmaya mecbur mu?”  işte o tartışılır.

‘’Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgâra doğru ayarla.’’ demiş ünlü bir düşünür.

Fakat işte bu iktidar için imkânsız çünkü ilk seçildiği günden bugüne kadar toplumsal kutuplaştırma ve karşıtlık üzerinden politikalar üreten bir yapıyı artık bu saatten sonra, hele ki bu kadar büyük bir yönetme gücünü ellerinde hissederken değiştirebilmek neredeyse imkânsız diyebilirim.

2020 yılı özellikle ekonomik açıdan çok zorlayıcı geçecek demiştik.

Besbelli 2021 yılı ise tam anlamıyla bambaşka bir yıl olacak buna emin olabiliriz.