Biden mı yoksa Trump mı? İşte ABD’de yüzyılın seçimini anlama rehberi

Rumet Serhat / İstanbul - 3 Kasım Salı

Şimdiye kadar ki en merakla beklenilen 3 Kasım Salı ABD seçimleri öncesi Aborjin.com.tr olarak biz de bir analiz gerçekleştirmek istedik. Eğer seçimler için neden illa Salı günleri sandık başına gidildiğini gerektiği merak eden olursa; ABD’de halkın daha heterojen “Beyaz, Hristiyan (tabi özellikle Protestan olması daha gerekliydi)” olduğu zamanlardan kalma bir adet; Pazar Günü kiliseye gidilip ibadet yapıldığı için sandıkta yığılma olabilirdi. Pazartesi ise hafta sonundan sonra piyasalar açıldığı ilk gün olduğu için insanların halletmeleri gereken kendi özel işleri oluyor. Bu durumda en uygun gün olarak Salı Günü seçildi. ABD’de Başkan Trump seçim sonuçlarını tanımayacağını ilan etmiş (acaba bu kendisi kazansa da geçerli mi?) bireysel silah satışında rekorlar kırılırken ve marketlerde mermi kalmamışken (evet, süpermarketten de her tür mermiyi alabiliyorsunuz), büyük şehirlerde seçim sonrası için yoğun güvenlik önlemleri alınmışken, biz seçimin analizini yapalım.

Pratt Institute’te Siyasi Kitle Hareketlerinin Tarihselliği üzerine ders veren, Working Families Party (Çalışan Aileler Partisi) üyesi olan, siyasi aktivist Kumru Toktamış ile bize oldukça karmaşık gelen ABD Başkanlık Seçimleri üzerine bir röportaj yaptık. Röportaj sonrası aslında anlayamamamızın nedeni sistemin karışıklığı değil, sistemin bize göre daha temsiliyetçi demokratik olmasından kaynaklandığı kanaatine vardım. Ülkemizde mevcut ve 1-2 istisnası hariç geçmiş partilerde kanunen ve pratikte olmayan “parti içi demokrasi” kavramı ABD’de oturmuş bir yapı. Bunun temelinde de yerelin iradesinin gerçekten temsil edilmesi yatıyor, maalesef bu bizim aşabileceğimiz, ama aşmanın farklı partilerde de olsa mevcut siyasilere güç kaybettirip bireyleri ve kitleleri daha güçlü kılacağı görülen bir sistem. Yine, ülkemizde 1980 Darbesi öncesi TBMM’de 19 yıldır var olan çift kamaralı (çift meclisli) Senato ve Millet Meclisi olan sisteme oldukça çok benzemekte, ama bugün 55-60 yaş dışındaki kesimler için kavramak zor olabiliyor. Röportaj haricinde, ABD Başkanlık Seçimi sistemiyle ilgili sınıfında sorduğu sorular dâhil olmak üzere bana bu korkunç karmaşık görülen sistemi açıkladığı için Kumru Hanım’a (Kumru Hocama) ayrıca teşekkür ederim.

Kumru Toktamış

Rumet Serhat: Neden illa siyasi aktivizm?

Kumru Toktamış: Bütün yurttaşlar aktivist değil midir? Yurttaşları siyasi olarak aktif olmayan bir ülkede demokrasi yok olmaz mi?

RS: Sanırım teoride olsa da pratikte bunun bilindiğini bile zannetmem. Ayrıca ABD’de yurttaşların seçmen olmaları bile başka bir boyutta, kesinlikle seçmenlik için kayıt olmaları gerekiyor yanılmıyorsam.

KT: Demokrasi sadece iki-üç- beş yılda bir sandığa gitmek olmadığına göre, demokratik katılımı ayakta tutan yurttaşların siyasi anlamda sürekli aktif olmaları halidir. Her eyaletin farklı seçmen ve seçim organize etme yöntemleri var. Tek tek hepsine hâkim olduğumu iddia edemem ama NY eyaletinde ehliyet almak işlemleri başlatacak yasa geldiğinizde seçmen kartınızı da isteyebilirsiniz. O kartta hangi partiye kayıt olmak istediğiniz de sorulur. Sadece iki büyük parti değil, diğer yerel partilerden birine de üye olabilirsiniz veya boş bırakırsınız. Ama bunu yaptığınız takdirde iki büyük partinin ön seçimlerinde oy kullanamazsınız. Ama bu bile farklı eyaletlerde farklı uygulanan yöntemler.

RS: Peki New York eyaleti için; ehliyet alacak yaşa geldim ve seçmen kartı istemedim. Bu durumda ne olur?

KT: Bu sürecin otomatik işlediği eyaletler var mi ondan bile emin değilim. Ama değişik eyalet bürolarında değişik nedenlerle, hani organ bağışlamak istiyor musunuz sorusu gibi bir soru sorulur, seçmen kartınızı istiyor musunuz diye. Yani daha küçük eyaletlerde şerif gelip “hadi sizin oğlan da 18 oldu ona seçmen kartını verelim” diyor da olabilir. Zaten bu nedenle her seçim döneminden önce bütün partiler yaygın seçmen kayıt ofisleri acarlar ülkenin dört bir yanında. Kimi popüler şirketler falan da “seçmen kaydınızı yaptırdınız mi ?” diye uyarı mesajları yolluyor bu seçimde. Amazon, Facebook önce bu soruyu soruyor sitelerine girer girmez, hatırlatma olsun diye.

RS: Yani vatandaşlar oy kullanmaya gittiklerinde kimlik dışında bir de seçmen kartı mı taşıyorlar?

KT: Seçmene kimlik sormak da ayrı bir sorun ülke çapında ve mahkeme konusu oldu. Bazı eyaletler kimlik görmek istiyor, bazı eyaletler resimli kimlik görmek istiyor. Su anda sadece 14 eyalette kesin kimlik gösterme zorunluluğu var. Diğerlerinde ne tur bir kimlik gösterileceği eyalet yasalarına göre düzenleniyor. NY da seçmen kartı yeterli şimdilik.

RS: Peki parti kaydı olmazsa, parti içi seçimde oy kullanamaz dediğiniz seçmenler caucus* mu oluyor?

KT: Caucus kimi eyaletlerde önseçimlerde kullanılan bir yöntem. Büyük nüfuslu eyaletlerde uygulanması imkânsız tabii ki. Kimi eyaletler caucus için kayıt arıyor, kimi eyaletlerde önseçimlerde öteki partiye kayıtlı olanlar bile caucus’a katılabiliyor. Bunların tek tek nasıl düzenlendiğinin bilgisi muazzam bir içtihat olurdu ve konuya daha hâkim siyaset bilimciler vardır eminim. Ben siyaset sosyoloğu olarak bu tur kurumsal düzenlemeleri doğrudan çalışan biri değilim.

RS: Neden imkânsız? Caucus bizdeki “delege” denilen kavramdan farklı sanırım.

KT: Caucus bir kurumsal düzenleme değil, bir alan açma, forum yaratma yöntemi. Doğrudan katilim gerektiriyor kurumsal on seçimlerde gizli oy ilkesi geçerli, caucus’larda toplantı sonunda el kaldırarak adaylara oy veriliyor.

RS: Sadece siz değil, galiba kimse konuya 100% hâkim değil sanırım. Kurucu Babalar ve ardılları acaba sıradan insan yönetime çok katılmasın diye sistemi mahsus mu bu kadar karmaşık yapmışlar diye düşünmüyor değil.

KT: Hayır, bence öyle değil. Seçim yönteminin yerel denetime teslim edilmesi federal düzen gereği. Bizim burada seçimi ne şekilde yapacağımıza Mississippi’deki bir ırkçı grup karar veremez. Ama oy verme prensipleri hiç de karmaşık değil. Yani siyahlara vatandaşlık hakları tanınmazken bile karmaşık değildi açıkçası. Yanlış idi, ama karmaşık değildi. Vatandaşın oy hakkı var, ama bu hakkı nasıl kullanacağına yerel kurumlar şekil veriyor ve yerel kurumlar Güney eyaletlerinde 100 yıl boyunca (ve hala daha) siyahilerin vatandaşlık haklarını paranteze almanın, sınırlamanın yollarını tekrar tekrar icat etmeyi becerebildiler. Bu uygulamaların federal yasaların ilkesine ve ruhuna aykırı olduğunu gösterebilmek için de siyahlar da yüzyıl boyunca (ve hala daha) mücadele etmeyi sürdürüyorlar. Burada Wikipedia sayfalarından her eyaletin tek tek seçimleri nasıl kurumsallaştırdığına bakabiliriz bu zor değil. Burada bence önemli olan, federal hukuk kimi vatandaşlık haklarını yok edici uygulamalara ne zaman ve nasıl göz yummuştur ve yummaktadır, onu tespit edebilmek.

RS: Bizde yerel yönetim, hatta parti içi demokrasi olmadığından ABD seçim sistemi bize karmaşık geliyor demek. Peki, postayla oy vermek için özel şartlara gerek var mı?

KT: Postayla oy vermek de daha önce sadece o sırada kayıt olduğu adreste olamayacakların kullandığı bir yöntem idi. COVID-19 nedeni ile her eyalet ayrı süreyi ve yöntemi tespit etti. Kimisi mahkemelik oldu. Örneğin, Yüksek Mahkeme bugün Pennsylvania ve North Carolina eyaletlerinde postayla gelen oyların seçimden 9 gün sonra dahi kabul edilebilirliğini onayladı. Bu arada North Carolina çekişmeli bir eyalet ve seçim sistemi konusundaki itirazların ivedilikle çözüme bağlanmasını talep etti Cumhuriyetçiler, ama Yüksek Mahkeme ret etti bu acil hukuki çözüm talebini.

RS: Postayla oy vermek ne kadar güvenilir?

KT: Güvenilir bir posta idaresi olsaydı güvenebilirdik, ama federal posta idaresi ile çok kötü oynadı Trump. Ama Kongre müdahale edebildi gibi görünüyor şimdilik. Anca seçim sonrası mahkeme süreçlerinin de böylece onu açılmış oldu.

RS: Seçim için en önemli nokta, sanırım Papalık ya da Kutsal Roma İmparatoru seçiminden alınmış Electoral College (EC) denilen Seçiciler Meclisi. Bu kurumun tam tanımı nedir?

KT: Electoral College, Federal bir seçim kurumu, ülkedeki nüfus dağılımını temel olan bir ağırlıklar meclisi. Yani sanıldığı gibi tepeden inme bir kurum değil, ancak, evet bir supap! Eyaletler temelinde yürütülen seçimlerin üstünde bir kurum değil ancak oy dağılımındaki çoğunluğu doğrudan etkileyen bir mekanizma.

RS: Ama bir vesayet kurumu da diyemeyiz, atanmışlar değil, tamamen seçilmişlerden oluşuyor, değil mi?

KT: Evet, asla vesayet kurumu değil. Seçilmişlerin ağırlığı nüfusa bağlı zaten. Yani mesela bence dünyanın en nadide, en ilerici, en açık görüşlü beldelerinden biri olan Vermont eyaletinin hepsi topu üç tane oyu var Electoral College da çünkü Vermont eyaletinin nüfusu 200 bin kişinin altında. Electoral College bir mekanizma ve bu mekanizmayı anlatayım:

Electoral College bir rakam; 538! Bu rakama nasıl ulaşılıyor? Her eyaletin senatör sayısı ve temsilciler meclisi üyesi sayısı toplanıyor. Şimdi her eyaletin kafadan iki senatörü var. Bu sayı eşit ve sabit. Onun dışında eyaletlerin seçim bölgeleri var. Bir seçim bölgesi 100 bin nüfus demek. Dolayısıyla Vermont’un sadece 1 tane Temsilciler Meclisi üyesi var 2+1 = 3. Oysa NY un, Texas’ın, California’nın Temsilciler Meclisi üye sayıları 30’larda ve 50’lerde. Örneğin, NY’un Temsilciler Meclisi’ndeki sayısı 27 artı 2 senatör, toplam 29 oyu var Electoral College’de. California 53+2 senatör: ağırlığı 55. Texas 36+2 yani 38. Bunlar Electoral College’de en büyük ağırlığı olan üç büyük nüfuslu eyalet. Ancak, Electoral College sonuçlarını esas etkileyen orta büyüklükteki eyaletler, Pennsylvania gibi, Florida gibi.

RS: Peki, neden “Özgür Dünya” kurulurken Electoral College gibi bir supaba ihtiyaç duyulmuş?

KT: Halkın yaygın kesimlerinin siyasete katilimi söz konusu edildiğinden beri “çoğunluğun tiranlığı” meselesi düşünürlere ve politikacılara konu olmuştur. Fransız aristokrat de Tocqueville’den, ABD kurucularından Madison’a kadar pek çok düşünür monarşinin alternatifi olacak bir sistemde çoğunluğun adil olmayacak veya mülk sahiplerinin çıkarlarını sınırlayacak iktidarlar kurmasının tehlikesini tartışırlar. Burada birden fazla kaygı olabileceğine dikkatini çekerim ve zaten kuvvetler ayrılığı prensibi de bunun bir uzantısıdır. ABD kurulurken de köle sahipleri kendi kölelerinin (ama üçte bir veya beşte üç) nüfus sayılmalarını istemişlerdir ki federal düzende köleciliğe karşı olanlar kadar veya daha fazla söz sahibi olabilsinler. Bu çok garip bir çelişkidir, tabi köle sahipliği açısından aslında. İşte EC bu kaygıların ürünüdür: birincisi çoğunluğun tiranlığını kontrol altında tutabilmek (bu olumluda olabilir olumsuz da olabilir demokrasi açısından), ikincisi köle sahiplerinin nüfustan dolayı sisteme ağırlıklarını koyabilmesi.

RS: Senato seçimleri 2 yılda bir yapılıyor, peki Türkiye’deki milletvekilliği ayarındaki House of Representatives (Temsilciler Meclisi) seçimleri ne sıklıkta yapılıyor?

KT: Hayır, tam öyle değil. Bir Senatörün görev suresi 6 yıl. Genellikle 2 yılda bir değişik eyaletlerin senatörlerinin seçim yılı oluyor. Temsilciler Meclisi 2 yılda bir toptan seçime giriyor. Yani bir Temsilci iki yıl için seçiliyor bir Senatör 6 yıl için.

Trump mı Bıden mi?

RS: Senior, Junior Senatör olayı nedir? (Kıdemli, tecrübesi senatör olarak çevrilmesi daha uygun)

KT: Daha taze taze seçildiysen ağırlığı pek olmayan bir Temsilci veya Senatörsündür, “bakalım, ikinci defa da seçim kazanacak mısın, belli değil”. Ancak ikinci, üçüncü defa yeniden seçilirsen artık Temsilciler Meclisinde veya Senato’da ağırlığı olan, sağlam bir seçmen desteği ile orda bulunduğun kesinleşmiş bir üyesin, o zaman Senior olursun. Tabii her eyaletin sadece iki senatörü olduğu için kimin yeni yetme olduğunun altı hemen çizilir. Ama senatörlerin çoğu neredeyse bir ömür boyu seçilebilmeyi başardıklarından çoğunun siyasi ağırlığı büyük oluyor.

RS: Electoral College’den 50+1 yani, 270 alan seçimi kazanıyor mu?

KT: Evet! Şimdi bak yine eyalet yasalarına geri döneceğiz: Her eyaletin sayısı ve ağırlığı belli. Nüfus değişmedikçe bu değişmez ancak bu sayının nasıl oy kullanacağı yine eyalet yasalarına bırakılmış. Şimdi NY da sayı;29. Bu 29 oy da NY da en fazla oy alan adaya gidecektir. Ancak her eyalet böyle değil. Kimi eyaletler kendi yüzdelerini nispi temsil sistemi ile Electoral College’e yolluyorlar. Kimisi ise nasıl oy kullanabileceği konusunda tamamen serbest bırakıyor.

RS: Peki, EC senatörleri normal senatoda görev yapan senatörler mi, yoksa sadece EC için mi seçiliyorlar?

KT: Bu 29 kişi ne senatör ne de temsilci (hatta bu sene Hillary Clinton Electoral College’de olacakmış) kimin EC’de olacağı zaten pek duyurulmaz. Parti görevlileridir onlar. Yani aktif partili olsam beni de koyun EC’e derim ben. Bunun için senatör ya da temsilci olmam gerekmiyor. Şimdi NY eyalet yasalarına göre NY’un 29 kişisi de (bunlar ne senatör ne de temsilciler meclisi üyesi) en fazla oyu alana verecekler oylarını.

RS: Bizdeki parti içi delegeleri gibi, EC üyeleri sadece o gün için seçilen, tayin edilen kişilerden oluşuyor. Öncesi ve sonrasında siyasette ya da partide bir yetkileri yok bu durumda? Ve adayı sevmeseler bile kesin seçildikleri partiliye verecekler değil mi?

KT: Evet, 2016 yılında yarım düzine kadar Electoral College üyesi eyaletlerinin direktifini dinlemeyip farklı oy kullandılar “hakkımız bu bizim” diye. Bunların çoğu da Trump’a oy vermek istemeyen demokrat üyeler idi. Sonra kimi eyaletler bunu önlemek için cezalandırma yasaları çıkardılar. Sonuç olarak Trump EC’den 307 oy alarak seçimi kazandı, ama seçmenin oylarının yarısından fazlasını kazanan Hillary Clinton idi! Bu, ABD seçim tarihinde sadece 4 veya 5 defa olmuş bir durum. 2000 yılında da Al Gore seçmenin oylarının yarısından fazlasını almıştı (Florida’ya rağmen), ama EC’deki dağılımı kaybetti. 2016 yılında eyaletlerinin atadığı EC üyeleri idiler ve dağılımda Demokrat olsalar da eyalet %51’i Trump’ı seçtiği için Trump’a oy vermeleri gerekiyordu. Vermeyi ret ettiler.

RS: Konuyu ve ağırlığını daha açarsak?

KT: Örneğin, NY’da her zaman Demokrat adayın kazanacağı kesindir (Texas’ta da Cumhuriyetçi adayın kazanacağı kesindir) onun için pek çok radikal unsur bana ne ya ben Hillary ye, ya da şimdi ben Biden’a oy vermem demeyi göze alabilir. Ancak bu seçimde bunu riske atmayalım çünkü ülke çapındaki oy yüzdesini açık oran ile kaybetsin Trump’da mahkemeleri fazla meşgul etmesin argümanı da yapılıyor. Çünkü seçimi %49 ile kaybetmiş bir Trump ile %40 kaybetmiş bir Trump’ın mahkemeler önünde ağırlığı farklı olacaktır. Ülke çapında %51’i tutturmanın siyasi bir sonucu yok. Her şey EC’deki ağırlığa bakıyor. Ama meşruiyet açısından Biden %60’a ne kadar yaklaşırsa Trump seçim sonrası mahkemeleri o kadar az zorlayacak. Bence, Hillary Clinton gibi Dışişleri Bakanlığı yapmış bir politikacı ne diye gider EC gibi bir günlük toplantıya? Bu türden kaymalar sapmalar olmasın diye onları denetlemek için bence EC’e girmek istedi Hillary Clinton diyorum. Yanılıyor olabilirim.

RS: EC üyelerinin eyaletlere göre dağılımı ne kadar adil? Mesela, daima Demokrat olan Kaliforniya’da da bizde olduğu gibi “benim oyum Wyoming’li bir çobanla nasıl bir olabilir?” ya da ABD’de “çomar” için kullanılan “bunların hepsi ‘redneck’**, nasıl eşitiz?!” demiyorlar mı?

KT: Yok, bu tür lafları edenler vardır, ama demokrasilerde ayıp ve görgüsüzlük sayılır bu tür çiğ laflar. Zaten, Batı Demokrasisi tam da bu zihniyetlerle çarpışa çarpışa bugünlere geldi. Halen herkesin birilerinin vergi veremiyor diye, teninin rengi siyah diye, okuma yazma bilmiyor diye oy veremediği zamanlar hatırlarında. Böyle düşünen varsa bile pek bu çiğ lafları eden çıkmaz artık. Bu bizim memlekette, demokrasiyi tayyörlü, kravatlı bir faaliyet sanan, sindirim bozukluğu olan zümrenin kafa yapısı.

RS: EC toplu olarak bir yere gelip de mi oy kullanıyor, yoksa seçilenler kendi eyaletlerinden online mı Başkanın seçimi için oy kullanıyorlar?

KT: Kendi eyaletlerinde toplanıyorlar. Unutmayalım ki kendi eyalet yasaları ile denetleniyorlar. Bu üyeleri denetleyen bir federal yasa yok. Ağırlık eyaletlerde.

RS: Matematiksel olarak özetlersek?

KT: Nüfusa göre şekillenmiş bir matematik. Bu anlamda bir adaletsizlikten söz etmek zor. Adaletsizlik şurda ortaya çıkıyor: Diyelim NY da seçmenin %94’ü Demokratlara oy verdi. TX da ise seçmenin %51’i Cumhuriyetçilere oy verdi. California da ise seçmenin %52’si Demokratlara oy verdi. Şimdi açık ki nüfusun çoğu Demokratlara oy vermiş. Ama Electoral College’de bu 38 Cumhuriyetçi, 55+29 Demokrat demek olacak. Ancak sadece 3 büyük eyalet yok

RS: Seçimlerde bir adaletsizlik olduğunu söyleyebilir miyiz?

KT: Amerikan seçim sistemindeki en büyük adaletsizlikler Gerrymandering*** seklinde seçim bölgelerinin sınırları ile yapılan oynamalarda yaşanıyor. Özellikle Güney eyaletlerinde yılan gibi kıvrılan seçim bölge haritaları var siyahlar veya Hispanikler bir seçim bölgesinde çoğunluk olmasınlar diye. Bu çok daha önemli ve büyük sorun temsilciler meclisi seçimlerinde.

RS: Evet, o özellikle mi yapılmış bir düzenleme? Tam bölüp şekillendirerek görülüyor haritada.

KT: Bu oynamalar kaydırmalar sürekli yapılıyor. On yıllardır suren bir yerel politika kurnazlığı ve Cumhuriyetçi Parti merkezinin çok isine geliyor. Bu bölgelerdeki Demokratların ve azınlıkların (nasıl azınlık denilebilinirse?) üstünde ağır baskılar var, kolay değil başkaldırabilmek. Gerrymandering ve EC Amerikan seçim sisteminin en önemli sorunları.

RS: Seçmen üzerinde ne tür baskılar var?

KT: Zaten Güney eyaletlerinde baskı ve sindirme geleneği var. Gerek iktisadi, gerekse siyasi temsil gücü Siyahilerin ve Hispaniklerin bu bölgelerde çok sınırlı. Unutmayalım ki eşit oy hakkı bile 60’ların sonunda, 70’li yıllarda kesin olarak yasalarla korundu. Bu, siyasi tarihte dün demek. Şimdi bu yasaların uygulanabiliyor olması için günü birlik mücadele verilmesi gerekiyor bölgede. Bu arada 50 yıldır yerel Cumhuriyetçi ırkçı unsurlar seçim haritalarını değiştirip duruyorlar, itirazlar mahkeme bürokrasilerinde takılıp kalıyor, yıllardır sürüncemede olan davalar var. Kimsenin birinci meselesi bu gerrymandering’in önüne geçebilmek olmuyor nedense. Yasalar büyük mücadelelerle değişebildi, liderler öldürüldü, çok kan döküldü. Tabi yasa değişti diye siyasi kültür bir gecede değişmiyor. 50 yıldır seçmen üstündeki baskı sürüyor. Bu seçimlerde de var: Örneğin, COVID-19 yüzünden seçim gününün yükünü azaltmak için şimdiden seçim sandıkları açıldı. Bunların etrafında Trump kitlesi silahları ile dolanıp slogan atıyorlarmış (NY’da böyle bir şey asla olmaz). Yerel polis de izliyor durumu, engel olmuyor. Siyahi bir aile için o seçim sandığına gidebilmek kolay mı?!

KT: Alaska 3, Hawaii 4, Washington State 12, Oregon 7, California 55, Arizona 11, Nevada 6… Burada kilit eyaletler Arizona, Michigan, Pennsylvania, Wisconsin. Michigan 16, Wisconsin 10, Pennsylvania 20.

RS: Pennsylvania “Swinger State” (Salıncak Eyalet) olarak mı geçiyor?

KT: Evet, dindarları çok, ama şimdi Biden’da. Pennsylvania bir de eski İrlandalı işçi sınıfı eyaleti. İmalat sanayi çökünce Ohio, Michigan, Illinois’de kaybedildi, sadece dindarlık kaldı beyaz işçi sınıfından geriye. Michigan halen ortada. Wisconsin: Biden.

RS: Texas’ta da sanırım 60’dan beri ilk defa Cumhuriyetçi oyları bu kadar düşmüş.

KT: Evet, Texas’ın kentleri Demokrat, ama EC’yi etkilemeyecek ki bu durum, kafadan 38 oy Trump’ın orada. Nevada belli değil, Arizona belli değil, Florida Trump.

RS: Florida’nın Trump olmasına şaşırdım!

KT: Başa baş gidiyorlar. 2016’da Hillary Clinton, Michigan’a gitmediği için kaybetti.

RS: California gibi “ceketimi göndersem seçilirim” diye cepte gördüğü için mi gitmedi?

KT: Evet. Michigan’daki Müslümanlar da asker çekeceğim dediği için Trump’a oy verdiler.

RS: Salıncak Eyaletler sabit midir?

KT: Yok, pek öyle denilemez. Bu, Reagan’dan sonra ortaya çıkan bir durum. “Reagan Democrats” diye bir grup ortaya çıkıyor. Ondan sonra bu işçi sınıfı eyaletleri ha bire gidip geliyorlar iki parti arasında. Bunun açıklaması şöyle: Bunlar ABD imalat sanayinin köşe taşı sendikali çoğunluğu beyaz işçiler. Kaç kuşaktır garantili isleri vardı. Ancak, ABD imalat sanayi 70’lerden itibaren ufak ufak emeğin ucuz olduğu ülkelere kaçmaya başladı. Sendikalar çöküyordu. İşte o sırada bu kültür politikaları mevzu ortaya çıktı. Reagan sendikada toparlanamayan çalışanları kilisede toparlamayı becerdi. O gün, bugün kiliseden oy veriyor ahali. Bunu Clinton ve özellikle Obama Siyah, oyları harekete geçirerek kırabildiler. Şimdi Biden’da beyaz oyları geri kazanabilecek yegâne unsur olarak görülüyor. Zaten, Biden, İrlanda kökenli beyaz işçileri ikna etmeseydi Obama seçim alamazdı.

RS: ABD İç Savaşında, Kölelik Karşıtı olan taraf Cumhuriyetçilerdi, Lincoln Cumhuriyetçi Parti’den seçilmiş ABD Başkanıydı. Neden şimdi Güneyi yenip oradaki Siyahileri özgürleştiren Cumhuriyetçi Parti Güneyde ırkçı?

KT: 1900’lerdeki Populist Party ve Theodor Roosevelt’in parti değiştirmesi ile ilgili. Çok uzun uzun Popülist Partiyi anlatmak lazım 1890’lı yıllarda önemli bir siyasi kırılma ve dönüşüm yaşanıyor.

RS: ABD Yeşillerinin önümüzdeki 50 yıl bir şansı olacak mı?

KT: Demokrat partinin en dinamik unsurları onlar şu anda. Başka türlü gelecek oluşturması zor Demokratların. Benim kayıtlı olduğum parti, Çalışan Aileler Partisi (Working Families Party) idi. O yüzden Demokrat Parti ön seçimlerine katılamıyordum. Yerelde, Çalışan Aileler Partisi ayrı aday çıkartır, federal seçimlerde Demokratları destekler. Yeşillerden daha büyük bir ağırlığı vardır Demokratik Partide.

RS: Bünyesinde yerelde güçlü partileri barındırmasından dolayı Demokratik Parti için çatı partisidir diyebilir miyiz?

KT: Sadece Demokratik Parti değil, Cumhuriyetçi Parti’de çatı partisidir.

RS: Salı günü kim kazanır?

KT: Salı günü kimin kazanacağından çok Çarşamba, Perşembe, Cuma günleri mahkemelerin Trump’ın önünü açıp açmayacakları belirleyecek sonucu. Bu nedenle Biden popüler oyu almak zorunda.

* Parti meclisi/grubu/yönetim kurulu toplantısında bulunan kişi, klik.

** Türkçede “çomar” diye geçen bağnaz beyaz taşralı anlamında kullanılır.

*** Bir siyasi partinin çıkarlarına uygun olacak şekilde nüfusa bağlı seçim bölgesi ayarlaması. 1812’deBoston’da kendi partililerinden oluşan bir mahalle oluşturan ABD Başkan Yardımcısı Elbridge Gerry’nin ve sürüngen semenderin isimlerinin birleşmesinden oluşmaktadır.