Canlı performans kayıtlarından milyonlarca dinleyiciye… Rewşan’dan samimi açıklamalar

Anıl Tuna / 25 Mayıs Pazartesi - İstanbul

Rewşan

Kısa zaman içerisinde milyonlarca dinleyiciye ulaşmış bir sanatçı; Rewşan ile müziği, stranları, corona günlerini ve yeni projelerini konuştuk. Söyleşimizde biraz alışılmışın dışında “şarkılarını dinlerken bende hissettirdikleriyle – merak ettiğim sorularla” tanımayı, okuyucuyla da daha yakın bir bağ kurmasını istedim. Ve o da bize müzik dünyasının kapılarını açtı.

Peki Rewşan neden bu kadar seviliyor? Etkilendiği isimler var mı? Popüler kültür şarkıları yerine neden dengbej söylüyor? Rewşan’da neden bir ürkeklik seziliyor? Ve daha nice sorumuza kedine özgü tarzıyla ‘bilgece ve samimi’ yanıtlar verdi.

Son zamanların yükselen yıldızı Rewşan’ın iki büyük sürprizi de var dinleyicilerine… Yakın zamanda Yunan müzikleri yapan müzisyen dostlarıyla başlattığı çalışmayı anlattı bize. Bir de 29 Mayıs Cuma gecesi ilk uluslararası online konserini ArtistLockDawn platformu üzerinden gerçekleştirecek. Detayları anlatmayı Rewşan’a bırakalım. Kaçırmayın bizden söylemesi… Sözü çok uzatmadan sizi baş başa bırakıyorum. Keyifli okumalar…

Anıl Tuna: Müziğin kısırdöngüye girdiği kaliteli yeni ses ve bestelerin artık çok çıkmaz olduğu bir dönemde sahneye çıktınız. Ve çok kısa sürede büyük bir hayran kitlesi oluştu. Klipler, konserler ardı ardına geldi. Bu kadar kısa zamanda böyle sevilmeyi bekliyor muydunuz?

Rewşan: Herkese merhaba öncelikle. Müziğe dair genel bir yargı ile sorunuzu yöneltmişsiniz, ben bu “kısırdöngü” ifadesine katılmamakla beraber sorunuzu yanıtlamaya çalışayım. Müzik her daim bizimle yaşıyor, nefes alıyor ve o da her sanatsal alan gibi kendi değişim ve devinimi içerisinde yol alıyor. Bazen siz farketmeden toplumların ilgi ve zevkleri değişiyor, iletişim araçlarının yaygınlaşması da, dünya müziğini takip etmeye başlayan kentli insanın müzikal beğenilerini dönüştürüyor. Yeni sesler ve yeni besteler her daim var, yeni müzikal anlayışlarla kendini ortaya koyan sanatçılar var. Buradaki mesele bu yenilikçi müzik anlayışa toplumun ne kadar kucak açtığı ve bu üretimlerin zamanın ruhuna ne kadar uygun olduğu. Örneğin bu dönem pop müziğin duraksama evresine girdiği, R&B, rap ve hip-hop müziğin ise gözle görülür bir şekilde yükselişe geçtiğini görüyoruz. Sadece bir izlenim değil bu, istatistikler de bunu doğruluyor. Kürt müziğinde de gelenekselin dışında jazz, rap, blues, ambiance, progressive folk, rock ve daha nice farklı türde eserler ortaya koyuluyor. Ama yerel radyolar hala arabesk ve halk müziğinin dışına çıkmayı tercih etmiyor. Biri de kalkıp demiyor “az da olsa yeni üretimler ne ölçüde destekleniyor, bu insanlara ne kadar sahne veriliyor, festival veya etkinliklere davet ediliyor mı?” Evet, bir döngü olduğu aşikar, ama buna “kısır” demek müzisyeni ve sektörü yalnızlaştıran, nedenselliği tek taraflı gören bir yaklaşım. Güncellenen müzik dünyasına yenilikçi gözlerle bakan organizatörler, medya kuruluşları, radyolar, sanat kurumları, sahneler arttıkça o bahsettiğiniz “kaliteli” ve yeni üretimler bu alanda hakim olmaya başlayacak, bu sanatçılar da kendilerine görünür bir mecra yaratmış olacaklardır. Gönülden gönüle bir yol var işte bu alemde, ne mutlu bu “döngü”de dinleyicisiyle yol yürüyebilene.

Anıl Tuna: Elinizde keman şarkıya başladığınızda bir dengbejin şarkısını yepyeni bir yorumla söylediğinizde çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Çok zor bir işti sizin yaptınız. Yeni kuşağın bilmediği stranları söylüyorsunuz. Neden stran? demek istiyorum.

Rewşan: Hani hep diyoruz ya müzik kalbimizin derinliklerine inerek duygularımızı iyi derecede ifade eder diye. Benim kalbimin derinliklerinde de bahsettiğiniz geleneksel stranlar var. Stran Kürtçe şarkı demek, neden mi şarkı söylüyorum? Müziğin işlevi, rolü, tarihselliğine, kollektif katkılarına değinmeden yanıtlayacaksak eğer; “Stran söyleyebildiğim için, bunu becerebildiğim için şarkı söylüyorum” demek istiyorum. İlk albümüm ‘Ax Lê Wesê’, 2018 yılında yayınlandı. Organik imkanlarla ev kayıtlarından oluşan bir albüm paylaştım. Yani canlı performans kayıtlarıydı, bu bağlamda samimi bir tarafı vardı. Kliplerini ise bazen kayıt sırasında tek kamerayla, bazen de kendi imkanlarımızla çektik. Sahneyi, şarkı söylemeyi seviyorum, albümün tanıtım konserini verebilmek için oldukça emek verdik. Bir konser ekibi oluşturmak, uygun sahne bulabilmek, kendini doğru anlatabilmek uzun serüvenler. İkinci albüm ‘Tov’ ise 3 ay önce yayınlandı. Müziği ve stranı sevdiğiniz vakit, bir çalışmalar bütünü ve anılar biriktirdiğiniz bir yolculuk başlıyor. Yolun henüz çok başındayım ve daha öğrenecek, deneyimleyecek çok şey var.

Anıl Tuna: Çıkış noktanız Kürtçe olsa da bir çok farklı dilde şarkılar seslendiriyorsunuz. Nedeni nedir acaba?

Rewşan: Çünkü farklı dillerde şarkı söylemek de iyi duygular hissettirir bize. Müzik duygularımızın merkezinde yer alıyor, onun kalbin en hassas teline dokunması, farklı diller ve halklarla duygusal bağlar kurmamızı sağlaması anlaşılabilir bir şey. Giderek daha büyük gruplar halinde yaşamaya başladığımız bir gerçek. Farklı diller arasında bir tutkal işlevi de görmesi yönüyle müziğin çok kıymetli olduğunu düşünenlerdenim. Büyük ozan Aram Tigran bir Ermeni’ydi, yıllarca Kürtçe, Arapça, Süryanice, Yunanca şarkılar da okudu. Bu kolektif kimliğimizin güçlenmesinde çok önemli bir duruştu bence. Çünkü bir birey olarak başkalarıyla daha senkronize hareket ettiğinizi hissediyorsunuz. Aynaya bakma hissi gibi, o dildeki hikayenin size ne kadar benzediğini görüyorsunuz. Karakterlerin, coğrafyaların, dramların bizimle benzer özelliklere sahip olduğunu farkediyorsunuz. Zaten insanları ortak değerler etrafında eyleme geçirmenin en kolay yollarından biri müzik değil midir? Bu nedenledir ki rençberler, çiftçiler, denizciler çalışırken beraber şarkılar söyler, işi daha senkronize, eşit, katlanılır ve zevkli hale getirirler. Tıpkı 1 Mayıs’larda tüm dünya emekçilerinin bulundukları coğrafyalarda ‘Çaw Bella’ şarkısını birlikte söylemesi gibi. Belli ki müzik gerçekten de insanı birbirine yakınlaştırıp kenetliyor.

Anıl Tuna: Hiç kürtçe bilmediği halde şarkılarınızı ezbere bilenler var? Rewşan “Xımxıme Torevane” açar mısın? denildiğinde biraz şaşırıyorum açıkçası. Farklı kitlelere ulaşmayı neye bağlıyorsunuz?

Rewşan: Farklı kitlelere ulaşabilmenin ölçütlerini eğer bilebiliyor olsaydık, sanatçılar, müzik direktörleri, aranjörler, menajerler olarak hep o formülü uygulardık sanırım. Aslında bu çok kolay cevabı bulunabilecek bir soru değil. Hatta ‘benlik üzere’ cevap vermeye kalkarsan çok nefsane bir yere bile sürüklenebilirsin. Deruni bir cevap değil de yüzeysel bir cevap verirsek, istisnaları saymazsak, gelenekseline çok yaslanan bir müzik türü ve biçimi olarak varlığını sürdürdü Kürt Müziği yıllarca. Çok folklorik bir şey yaptığın zaman, seni zaten folklorünü bilenler dinler, farklı kitleler tarafından dinlenmen zordur yani. Bunun dünyada da örnekleri var, mesela Flemenco müziği gibi. Flemenconun tüm dünyada sevilmesi nasıl gerçekleşti? Geleneksel Flemencoya bak, öyle kolay kolay dinlenecek bir tür değil. Ama Paco De Lusia ile başlayan serüvende, flemenconun dünyadaki diğer müzik türleri ile birleşmesi var. İstisnasız bütün folklorlere bakın, dünyaya açılmalarında böyle bir serüven vardır. Mesela biz Hint müziğini niye tanıdık? Çünkü Jonh Mclaughlin gibi bir gitarist işin içine girdi. Shakti diye bir grup kurdular, Hint müziği gibi karmaşık ve çok teknik bir müziği öyle bir melodik ve dramatik bir noktaya getirdiler ki, biz de anlayabildik bu müzik türünü. Daha sonra dünyaya öyle bir yayıldı ki… Tüm dünyadan müzisyenler Hindistan’a gidip oradaki folklorü de özümsemek istedi. Tüm folklorik yapısıyla Tabla çalan arkadaşlarımız var artık. Ama bu 68-70 yıllarından beri süregelen bir serüven. Peace akımının Budizim ile örtüşmesi de bu yayılımı hızlandırdı elbette. Yine buraya dönecek olursak, Kürt Müziği ve diğer folklorde de bu durum söz konusu. Sizin de kendi varlığınızı, dünyadaki diğer müzik türleriyle birleştirecek bir zaman geliyor işte. Bunu benden dinlemelerinin nedeni de altyapı olarak buna hazırlıklı olmam. Benden bir melodi çıktığında, keman melodisi oluyor, ukulele partisyonu oluyor, dede kopuzun si bemol iki, pentetonik gibi komalı bir yer olmuyor. Geleneğimi biliyorum, dilime hakimim, kültür ve folklorümü seviyorum fakat yetişme tarzım, müzikal birikimim oldukça batılı. Bu bir tercih değil, kendiliğinden oluşan bir mix. Bütün bunlar anı vakti geldiğinde tevafuk oluyor, kendini gösteriyor, işte müziğimi yaparken tasarlamadığın halde biri çıkıp diyor ki ‘Norveç, İskandinav tınlıyor’. Dolayısıyla müziğin daha geniş kitelere yayılabilmesi için, o kitlelerin de tanımlayabileceği, anlayabileceği bir dile bürünmesinde fayda var.

Anıl Tuna: Farklı kliplerde farklı enstrümanlar çaldığınızı görüyorum. Tam olarak kaç enstrüman çalıyorsunuz? En sevdiğiniz hangisi?

Rewşan: Yaylı ailesinden keman ve viyola’nın yanı sıra ayrıca Havai enstrumanı olan ukulele de çalıyorum. Konser performanlarımda da enstuman çalarak şarkı söylemeyi tercih ediyorum.

Anıl Tuna: Sanat yaşamınızı etkileyen müzisyenler var mı? Etkileyen taraflarını, sizdeki yerini söyler misiniz?

Rewşan: Bugün her birimiz yaşamımızdaki en önemli olayları belli bir müzikle bağlantılı olarak hatırlarız. Çocukluk, ergenlik, hamilelik, ölüm gibi daha nice yaşadığımız şeylerden oluşan bir albümdür sanki yaşamımız. Sevdiğimiz bir müziği duyduğumuzda zihnimizde dejavu gibi duyguların ve anıların canlanması, o ana ilişkin bir koku duyumsamamız boşuna değildir. Hayatımın belli dönemlerinde takıntılı bir şekilde dinlediğim müzisyenler oldu. Her biri elbette ziyadesiyle etkiledi beni; Ciwan Haco, Loreena McKennitt, Beatles, Koma Wetan, Edie Widder, Bülent Ortaçgil, Kamkars, Aram Tigran, Farid Farjad, Nigel Kennedy, Jordi Savall ve daha sayamadığım pek çok kıymetlim.

Anıl Tuna: Koronavirüs sürecinde konserler iptal edildi. Ama siz sosyal medyadan öyle bir şey yaptınız ki on binlerce kişi yaptığınız canlı yayın konserine katıldı. O an neler hissettiniz?

Rewşan: Corona günlerinde olabildiğince müzik dinleyicisi ile bir arada olmak, ortak duygular çerçevesinde buluşup zor günleri bir nebze olsun katlanılır hale getirmek gayretim oldu. Dinleyiciden de bu yönde istek olunca, ev konserleri gerçekleştirdik, eşim gitar çalıp bana eşlik etti bu süreçte. Sosyal hayatın kısıtlandığı zamanlarda, normal dönemleri hatırlatan deneyimler elbette ki hepimize çok iyi geliyor. Fakat bu platformlardaki ses kalitesi malumunuz biraz düşük oluyor.

Bu arada 29 Mayıs Cuma gecesi ilk uluslararası online konserimizi ArtistLockDawn platformu üzerinden gerçekleştireceğiz. Bu konseri, diğer canlı yayınlardan ayıran özellik ise; özel satın alınan geniş band internet yayını sayesinde çok kaliteli bir konser dinleyicimizi bekliyor olacak.

Anıl Tuna: Korona günleri müzikal hayatınızı nasıl etkiliyor? Müzikal anlamda hummalı bir üretim sürecinde olduğunuzu biliyorum ama neler yaptığınızı merak da etmiyor değilim.

Rewşan: Şu an öyle bir süreçten geçiyoruz ki bütün çalışmalarımız temassız olmak zorunda. Çoğu emekçinin ise dışarıda çalışma zorunluluğu var. Bu süreçte kısmen de olsa canlı konserler noktasında sosyal medya ve dijital platformları inceleme fırsatım oldu. 13 Mart’tan bu yana diğer sanat kollarında olduğu gibi müzik çalışmaları da durdu. Mevcut konserler iptal oldu. Çıkarılması için belirlenen albümlerin tarihleri ertelendi. Kültür sanat alanında hizmet veren çok sayıda yer ekonomik şartlarından dolayı kapısına kilit vurdu. Ben 3 ay önce TOV albümümü çıkardım. Coronavirüs’ten önce 15’e yakın konser planlamıştık, tamamı belirsiz bir tarihe ertelendi. Ben de müzisyen dostlarım ile birlikte, bulunduğumuz şehirlerden bir şarkı videosu hazırladık ve bunu Youtube kanalımda paylaştık. Ayrıca 2014 yılında Kadın sözlü Geleneği ve Dengbêjlik üzerine çektiğimiz 12 bölümlük belgeseli altyazılı bir şekilde paylaştım. Tek umudum bütün dünyayı saran bu salgının bir an önce bitmesi ve hayatın normale dönmesi. Çünkü müzik birlikte yapılan bir etkinlik, müzisyen ve dinleyici temas etmeli. Evde tek başına çalışarak müzik yapılmaz, birlikte enerji ve paylaşmakla olur. Sürecin ne kadar süreceğini bilmiyorum ama bu ülkede olumsuz her durum ilk olarak müzik sektörünü etkiliyor. Coronavirüs’ün ekonomik ve sosyal hayatın üzerinde daha fazla etkili olmasından endişe duyuyor olsam da, bu zorlu süreçlerde dostluğu, paylaşımı ve komşuluğu unutmamamız gerekiyor.

Anıl Tuna: Sevenlerinizi bekleyen sürprizler var mı?

Rewşan: Yakın zamanda Yunan Müzikleri yapan müzisyen dostlarımla bir çalışma başlattık, detaylarını önümüzdeki ay paylaşacağım, ayrıca son albümün video klipleri ile ilgili süprizler yolda, corona günlerimiz sona erince çalışmalar hız kazanacak.

Anıl Tuna: Son olarak en çok merak ettiğim şey. Müzisyenleri biz biraz egolu biliriz. Bu sizde yok. Hatta tersine bir ürkeklik seziliyor siz de? Nedendir bu? Sizi bugüne değin en çok etkileyen olayı anlatır mısınız?

Rewşan: Sizin güzel görüşünüz teşekkür ederim fakat müziği de sahneyi de gözümüzde abartmayalım isterim, en nihayetinde yapabildiğimiz işi yapıyoruz. Daha fazla rol biçmenin ve anlam yüklemenin kimseye bir getirisi yok. Bugüne kadar beni en çok yaralayan olayı burada anlatmamı beklemiyorsunuz değil mi:)) Sorunuzu tatlı merakınıza ve sevginize yoruyorum. Tüm ekibe bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim.