Erkekler evlenince eşlerinden dolayı şanslıysa mutlu, şanssızsa filozof olurlar

Felsefenin babalarından Sokrates’in eşi Xanthippe/Khsanthippe’den çok korktuğunu ve yukarıda yazılı bu sözü yaşadığı korkuya istinaden sarf ettiği söylenilir.

12 Şubat tarihinde ise İstanbul’da pek çok insanın ahir ömründe az denk düşecek bir panel gerçekleşti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi kendi bünyesinde kurduğu (ve çok çok gerekli olan) İstanbul Planlama Ajansı için Prof. Dr. İlhan Tekeli moderatörlüğünde düzenlediği “Yerel Demokrasi için Yeni Bir Başlangıç” temalı paneline dünyaca ünlü iki sosyolog olan Profesör Richard Sennett ve Profesör Saskia Sassen davet etmişti. Dünyanın en prestijli okullarından Columbia Üniversitesinde ders veren ve London School of Economics’ten Yüzyıllık Profesör (Centennial Professor) ünvanına sahip bu iki kişi, sosyoloji profesöründense yüzyılımızın “filozofları” arasında anılıyorlar. Bu da bizi yazımızın başlığımıza getiriyor; sosyolojinin, özellikle de şehir sosyolojisi alanında lider bu iki isim 1987 yılından beri evliler!

Sennett, neredeyse sosyoloji çalışmalarında herkesin ismini duyunca saygı ile nefesini tuttuğu, eserleri hayranlıkla okunulan, ülkemizde özellikle Otorite adlı kitabı çok bilinen, eserleri çok ses getiren bir isim. Aynı oranda, üstelik daha sayıların dilini kullanan, küreselleşmenin etkilerinin şehirler üzerindeki ekonomik ve iş gücünü inceleyen eserler çıkartmış, ulus devletlerin bu gelişmeleri kontrol etmek isterken güç kaybettiği doğrultusunda eserleri olan, transnationalism, insan göçü konularında yoğun çalışmaları bulunan ve dünyadaki her şeyin merkezi olan, tek şehir, anlamlarında kullanılan Global City (Küresel Şehir) teriminin yaratıcısı Sassen ise maalesef (ve muhtemelen) bir kadın olduğu için daha az bilinilirlikte.

Profesör İlhan Tekeli’nin salonu ve konukları Dünya’daki ve Türkiye’deki yanlışlıklar ve hukuksuzluklar üzerine gayet detaylı ve demokrasi konusundaki sunumundan önce, filozof çifti yakalamışken kendileriyle ev hayatları ve eserleri üzerine ufak bir röportaj yapabilmeyi başardım. Hatta salonda bunu yapan tek kişi miydim bilmem, ama ilk kişi bendim! Maalesef, tüm o kalabalık, gürültü, kitap imzalatmak, selfie çekmek isteyenlerin karmaşasında Sassen hocanın kendi zamanından fedakârlık ederek sorularımı cevaplarken ki iç ısıtan şen kahkahalarını yazıya dökemesem de, röportajımız aşağıdadır.

Rumet Serhat: Bir kadın olarak araştırmalarınızda hiç kadın düşmanlığına maruz kaldığınız oldu mu?

Saskia Sassen: Sık olmamakla beraber, maalesef çalıştığım belli yerlerde yaşadığım bir durumdu.

RS: Bu Batı’da bile mi böyle?

SS: Oh, kesinlikle.

RS: Alanınızda en önemli sosyologlardansınız ve akademik anlamda en önemli rakiplerinizden biri aynı zamanda eşiniz. Onun sizden daha başarılı olduğu ya da sizin onu daha başarılı yaptığını düşünüyor musunuz?

SS: Bir bağ olsa bile biz birbirimizden oldukça farklı konularda çalışıyoruz, o yüzden bir durum olduğunu söyleyemem. Richard ile 30 yıldır beraber yaşıyorum, bu ya destek olur, ya da dikkat dağıtır, bizim durumumuzda destek oldu.

RS: Peki transnationalizm konusuna gelirsek?

SS: Ben uzun zamandır şehrin ne kadar karmaşık, girift yapılar olduğu ile ilgileniyorum. Şehirler, dünyadaki diğer şehirler ile coğrafi bariyerlere rağmen nasıl güçlü bağları kuruyor. Bu aslında kısmi bir durum, çünkü bu her şehir için geçerli değil. Ama bu çok efektif! Üstelik bu durum farklı şehirlerin siyasi yapılarına rağmen var. Bu da ilginç bir durum. Çok çok farklı politik sistemlerimiz olabilir, fakat daima bu perde arkasından birbirini etkileyen, etkileşimde olan yapı olmuştur. Bu da iyi bir şeydir!

RS: Türkiye’de Kürd kimliği konusunda sorunlar var. Büyük şehirlerde herkes farklı bir yerden gelme. Transnationalizm bir metropoldeki kültürel çeşitliliği nasıl etkiler. İnsanlar kendilerini sonradan geldikleri şehre, şehrin bir yerine, ait hissedebilir mi?

SS: Evet, kesinlikle herkes bir yerden gelme! Böyle bir transnationalizm herkesin karışması anlamına gelmemektedir. Aslında bu tam olarak sizin pek çok farklı kentsel durumlarınız var demektir. Mesela, sizinki gibi çok büyük bir şehirde, bunu New York’ta da görüyorum, bu aslında pek çok farklı dünya demektir. Gerçek olan şu ki o pek çok farklı dünya birlikte var olabilir. Esas şans budur! Kesinlikle herkesin aynı olması değil! O işe yaramaz! Şunu söyleyebilirim ki, bizler farklılıklarla yaşayabiliriz. Anahtar konu bu olmalıdır.

RS: Bir devlet politikası olarak değil, ama bir kent kültürü olarak şehirlerde çok kültürlülüğü ve farklılıkları arttırmanın yöntemi ne olabilir?

SS: Öncelikle, belirli gücü olanlar, ancak belli bir noktaya kadar gidebilirler. Bunun “yerli” olması gerekir. Yerli olması için tüm farklı mahallelerden, farklı kültürlerden gelmesi gerekir. “Hikâyenin” bir kısmı “bizim birbirimize ihtiyacımız var” olacaktır. Bu bir şehir için normaldir, çünkü şehir tüm bu güzellikleri zaten içinde barındırır. Herkesin aynı olduğu bir şehri hayal edin; herkes aynı şehir istiyor; işte o zaman gerçek bir rekabeti görürsünüz! New York gibi bir şehir, İstanbul gibi bir şehir bünyesinde pek çok farklı dünyayı barındırır ve işte gerçekten önemli olan budur.

RS: Bir şehirde çok kültürlülük, çeşitlilik, kültür, finans, sanayi olması iyi ve gerekli bir şey, ama aynı zamanda bu şehrin kendisini beslemesi, kendisine yetecek kendi ürettiği besini olması gerekmez mi?

SS: Evet, işte bu da zaten gerçek bir zorluk. Bununla ilgili pek çok çalışma yaptım ve panelde de detaylı konuşacağım. Büyük ölçekli finans şirketleri şehirlerin içindeki alanları kapmaya başladılar ve bunu kendi istedikleri gibi değerlendiriyorlar, bu da genelde aldıkları binayı boş tutmak demek oluyor. Şehirler bu durumla da mücadele etmek durumundalar. Eğer bununla mücadele etmek istersek, gerçekten “düşmanlara” bakacak olursak bu düşmanların çok seçkin kıyafetler giydiklerini görürüz. Tabi, bu da hikâyenin bir kısmı.

RS: Vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim, şimdi burada beklettiğim eşinizle devam etmeliyim.

SS: Ben teşekkür ederim, eşimle görev devir teslimi yapalım.

Rumet Serhat: Şehir planlamacılığı kaçınılmaz olarak her şehrin gerçeği midir? Dokuyu bozmaz mı?

Richard Sennett: Belirli bir noktaya kadar evet. Özellikle iklim değişiklikleri geldikçe şehir planlamacılığı gerekmektedir.

RS: Bir şehir sadece ticaret, finans, tarım vb. üzerinden devam etmeli, ama her şehir kendi gıdasını üretebilir mi?

Richard Sennett: Elbette yapamaz, ama iklim değişikliği tarımdan çok çok daha önemli.

RS: Şehirlerin bu durumunun Bookchin’in şehirleri gibi organize olacağını mı öngörüyorsunuz?

Richard Sennett: Hayır, benim tanımladığım gibi olacağını görüyorum.

RS: Otorite kitabınız hakkında konuşacak olursak?

Richard Sennett: Değişiyor. Otorite’nin olduğu nokta değişiyor. İnsanların içinde artarken devletin pozunda azalıyor. Popülizm kelimesini sevmiyorum, çünkü zaten hep olan sertliği tanımlıyor, ama bu yeni bir yorum.

RS: Mola sürenizden fedakârlık yaptığınız için teşekkürler profesör.