Kraliçenin gözdesi Gül, Derviş’in öğrencisi Babacan ve İngiliz Mehmet! İşte size yeni parti

Ahmet Ravalı / İstanbul - 20 Aralık 2019

Artık siyasi ömrünü tamamlamasına sayılı günlerinin kaldığına kesin gözüyle bakılan AKP’nin içinden çıkan dışlanmışların ikinci partisinin de yılbaşından önce kurularak siyasi arenaya çıkacağı dile getiriliyor uzun zamandır. Arkasındaki isimler de öyle yabana atılır cinsten değil sonuçta.
İcraatları tartışılsa da iş dünyasında karşılığı olan, kabul gören Ali Babacan’ın önderliğinde kurulacağına kesin gözüyle bakılan yeni partide, öne çıkan Mehmet Şimşek ve perde arkasındaki Abdullah Gül’den başka hangi isimlerin olacağı da merakla bekleniyor.
Ali Babacan, Türk siyasetinde AKP dönemiyle birlikte yıldızı parlayan isimlerden biriydi. Ama gün geldi pek çok AKP’nin yıldızı gibi o da Reis’in gözünden düştü, kayıp gitti…
Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Ahmet Takan 26 Haziran 2019 tarihli köşe yazısında, Ali Babacan’ın İngiltere’de bazı görüşmeler gerçekleştirdiğini ve İstanbul’da da sanayicilerle kapalı bir toplantı yaptığını iddia ederek şunları yazıyordu köşesinde;
“AKP’nin içi cadı kazanı gibi kaynıyor. Bir yanda Türkiye’yi stratejik çukurluğa gömen Ahmet Davutoğlu diğer yanda Abdullah Gül’ün İngiltere’de özel yetiştirip ülke siyasetine monte ettiği, Kemal Derviş’e uzunca bir süre akıl danışan Ali Babacan harıl harıl çalışıyor.
R. Erdoğan’ın şu andaki muhaliflerinin partileşme gayretleri aslında 16 Nisan 2017 referandumu öncesi başlamıştı. Beklediler de beklediler… Siyasi kulislerde konuşulanlara göre. Ramazan bayramından sonra, Haziran ayı içinde daha da hareketlenecekler.
Ali Babacan İngiltere’de bazı görüşmeler yapıp döndü. İstanbul’da bir grup sanayici ile de kapalı bir toplantı yaptığını işittim. İddia o ki; ‘ilk etapta, ekonomik kriz bahane edilerek AKP içinden 30’a yakın milletvekili istifa ettirilecek. Ardından Hükümetin meşruiyeti sorgulanacak. Sonra, AKP içinden kopartılacak milletvekili sayısı 50/55’e yükseltilecek.’
Bu iddialara inanır veya inanmazsınız… Ancak, matematiksel bir gerçek var; yeni kurulacak bir siyasi partinin dengeleri değiştirmesi için TBMM aritmetiğine etki etmesi gerekiyor. Yani, AKP’nin Meclis çoğunluğunu kaybetmesi lazım…”
Ahmet Takan’ın bu yazdıklarının veya iddialarının büyük bir kısmı gerçekleşmedi henüz. Sadece hükümetin meşruiyeti sorgulanmaya başlandı hafiften. Ama yazıda bana göre en çok dikkat çeken husus İngiltere’de yapılan toplantılardı. Sanki ya icazet alınmaya gitti ya da Londra finans çevrelerinin maddi desteği istendi gibi bir algı oluşuyordu okuyanların zihninde. İngiltere denilince iki kez düşünülmesi gerekiyordu çünkü.
He bir de işin içinde adı İngiltere ile imalı bir şekilde anılan perde arkasındaki eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül olunca insan ister istemez dikkat kesiliyor.

Arındırılmışlar rütbesinin büyük haç şövalyesi Gül

Yıl 2008… Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth tarafından bir nişan takıldı. Hem de Ankara’da… Hem de Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde… Yalakalıkta Nirvanaya ulaşmak için hızlı ve emin adımlarla yürüyen güzide havuz medyamız bu nişanı “Büyük Şövalyelik Nişanı” olarak takdim etti. Yapılan törenin görkemi, karşılamanın ihtişamı, Bayan Gül’ün 18 cm.’lik topukları ve Bay Gül’ün frakı allandıra ballandıra anlatıldı durdu günler boyu…
Fakat kimse takılan nişan neyin nesidir diye merak etmedi bir türlü. Öyle ya koskaca İngiliz Milletler Topluluğu’nun başı Britanya Kraliçesi II. Elizabeth bizzat bizim Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’e bu nişanı niye versin ki?

Araştırıp öğreniyoruz ki  “Büyük Şövalyelik Nişanı” diye adlandırılan bu kraliyet nişanının tam ve orijinal adı “Knight Grand Cross of the Order of the Bath”. Yani,”Arınmışlar Rütbesinin Büyük Haç Şövalyesi”…

Peki bu içeriğini bile anlamakta güçlük çektiğimiz şövalyelik nedir, ne anlama geliyor? Onu da anlatalım o zaman; İngiltere Kraliyeti’nin eski dönemlerinde “Order of Bath (Arınmışlar Rütbesi)” şövalyelere verilen bir nişan. İngiliz Kraliyeti içinde şövalye olacak olan kişiler “arınmanın” sembolü olarak görüldüğü için yıkanırlardı. Daha sonra bir “kilisede” sabah saatlerine kadar uyanık bırakılan kişi, sabaha karşı Kral’ın karşısına getirilerek düzenlenen törenle Kral’ın kılıcını o kişinin omzuna değdirmesinin ardından şövalye ilan edilmiş olurdu. Tanıdık, bildik bir seromoni yani.

Şövalye olan bu kişilere aynı zamanda bir de nişan takılırdı. İlk uygulama 18 Mayıs 1725 yılında İngiltere Kralı I. George tarafından başlatılmış, daha sonra da çeşitli değişiklikler göstererek günümüze kadar devam etmişti.

Kralın veya Kraliçe’nin gücünün bir sembolü olan bu uygulama onlara aynı zamanda politik bir etkinlik ve güç de veriyordu. Zira şövalyelik soydan gelmeyen bir statüydü. Yani daha sonra hak edene soylular tarafından bahşedilebilen bir payeydi. Kral veya Kraliçe bu payeyi verme yetkisini elinde bulundurarak insanları ödüllendirebiliyor veya bundan mahrum bırakabiliyordu. Şövalye olabilmenin de 10 altın kuralı vardı. Bunlar, “Kutsal saydığı değerleri ölümü pahasına korumak. Savunmasız ve acizleri korurken onlara saygı göstermek. Ülkesini sevmek. Düşmandan önce savaş meydanından geri çekilmemek. Tek bir kişiye (eşine) bağlı kalmak ve sadece onu sevmek. Kötülüklerin ve acımasızlığın karşısında durmak. İnandığı değerlerle çakışmadığı sürece, emri altında olduğu amirlerinin tüm emirlerine uymak. Sözüne sadık olmak, onurunu küçük düşürecek davranışlardan uzak durmak. Cömert olmak, kendisine gösterilen iyiliği asla unutmamak. Ve her durumda doğruluğun ve iyiliğin temsilcisi olmak” şeklinde sıralanıyordu.

İşte bu şartları sağladığına inanılanlar kral yahut kraliçe tarafından şövalyelik ile onurlandırılıyordu. Bu özellikleri yitirenlerden ise bu paye geri alınıyor ve bu unvandan mahrum bırakılıyorlardı.
Günümüzde Büyük Britanya Krallığı’nda İngiliz olmayanlara da bu paye verilebiliyor. Birleşik Krallık’ta sanat, iş, siyaset, spor vb. her alandan Birleşik Krallık’a üstün hizmetlerde bulunmuş başarılı kimseler şövalyelik nişanı ile ödüllendiriliyorlar. Ayrıca ülkeyi ziyaret eden yabancı devlet başkanlarının bazılarına da bu paye veriliyor. Sözgelimi bugüne kadar bu nişan payesi verilenlerden bazı önemlilerini sayacak olursak: ABD eski Başkanı Ronald Reagan, ABD eski Başkanı George W. Bush, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, ABD eski Dışişleri Bakanı Collin Powel, Suudi Arabistan Kralı Abdülaziz, Meksika Başkanı Felipe Calderon, ABD eski Başkanı Dwight Eisenhower, ABD’li General Douglas MacArthur ve tabii ki Zimbabve lideri Robert Mugabe…
Mugabe’yi sona bıraktık zira, Zimbabve’nin bu tartışmalı lideri politikalarında ABD ve İngiltere ile ters düşünce 2008 yılında bu unvan kendisinden geri alınmıştı. Yani şövalyelik unvanından mahrum bırakılmıştır. Benzer şekilde Romanya Başkanı Nikola Çavuşevsku da 1989’da elinden unvanı alınanlar listesine girmiştir…
Demek oluyor ki, sadece bu şövalyelik unvanını kazanmak yetmiyor bir de onu elinde tutabilmek için lazım olan bağlılık ve sadakati yerine getirmek ve belki o saydığımız 10 altın kurala her daim sadık kalmak gerekiyor… İşte eski Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün de nail olduğu şövalyelik böyle bir şeref ve unvan ve yükümlülüklerini halen yerine getiriyor olmalı ki nişan halen kendisinde duruyor(!)…
Her ne kadar Anayasa hukukçularına göre Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ve hatta vatandaşının başka bir ülke devlet nişanını kabul etmesi ve göğsüne takması Anayasa’nın 174. maddesinde sayılmış olan bir “devrim” kanununa göre Anayasa’ya aykırı sayılsa da atı alan 9 yıl önce Üsküdar’ı geçmiş bile.

İngiltere-Gül aşkı!

İngilizlerin Abdullah Gül sevdası bununla da sınırlı değil.
Tarih 9 Kasım 2010… “Order of Bath (Arınmışlar Rütbesi)” şövalyeliği töreninden iki yıl sonra.. Yer bu kez Londra…
Bu kez de Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Chatham House, “2010 Devlet Adamı” ödülünü Abdullah Gül’e veriyordu. Ödül, düzenlenen törenle İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e takdim ediliyordu.

İngiltere kraliçesinden övgüler

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth, törende yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Gül ve eşini bu önemli ödülü almak için Londra’da karşılamaktan memnuniyet duyduğunu belirtiyor, Türkiye’ye 2008 yılında yaptığı resmî ziyarette, Cumhurbaşkanı Gül’ün gösterdiği misafirperverliği şükranla hatırladığını ifade ederek,”Yıllar boyunca saygın bir liderlik ve uluslararası bir devlet adamlığı sergilediniz. Bu ödülü Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü adına sunarak sizi tebrik ediyorum” diyordu.
İngiliz Kraliyeti’nin Uluslararası İlişkiler Enstitüsü olarak bilinen Chatham House’un 90 yıllık bir geçmişi vardı. Ancak son yıllarda “yılın devlet adamı”nı seçip, ona “kristal cam ödülü” verme gibi bir gelenek başlatmıştı. Mart ayında yapılan seçimlerde 2010 ödülüne Cumhurbaşkanı Gül layık görülmüştü. Ödülünü 9 Kasım Kraliçe Elizabeth’in elinden alan olan Gül’e “patron”, yani Kraliçe’nin bizzat imzaladığı bir belge de verilmişti.
Bu Chatham House denilen sözde düşünce kuruluşu resmen 1920 yılında kurulmuştu. İlk yöneticileri de Paris Barış Konferansı, açıkçası Sevr’i hazırlayan ekipten şu iki isimdi; İngiliz Propaganda Bakanlığı’dan Robert Cecil ve siyasi-istihbarat bölümünden Orta Doğu uzmanı ve Ermeni soykırım iftiralarına dayanak yapılan Mavi Kitap’ın editörü Arnold J. Toynbee… Bilmem başka bir söze gerek var mı?
Ha bu arada Chatham House ödülünün sponsorlarının, “İngiliz ve ABD petrol şirketleri ile BAT (British-American Tobacco) ve bazı finans kuruluşları” olduğuna da belirtmeden geçmeyelim.

Şövalye Abdullah’tan İngiliz Mehmet’e…

Babacan- Gül önderliğinde kurulacak partide kurucular arasında adı geçen bir diğer tanıdık isim de 2009-2015 yılları arasında Maliye Bakanı olarak görev yapmış olan Mehmet Şimşek.
Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Binali Yıldırım’ın kurduğu hükümetlerde yer alan Mehmet Şimşek 1 Ocak 1967 Batman Gercüş’te doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat bölümü mezunu olan Şimşek, yüksek lisansını İngiltere’de (!) University of Exeter’de tamamladı.
Mehmet Şimşek 2011 yılı seçimlerinden sonra siyasete atıldı ve Maliye bakanı olarak bir süre görev yaptı.
Mehmet Şimşek,  20 Ocak 1999’da ABD uyruklu Annalise Granwald’la evlendi. 1971 doğumlu ABD (Wisconsin Eyaleti) uyruklu Annalise Granwald, Mehmet Şimşek’le evliliğinin ardından yasal süreleri tamamlayarak Türk vatandaşlığına geçti. Mehmet Şimşek’in bu evliliği Türkiye’ye dönene kadar sürdü. Şimşek maliye bakanı olduğu dönemde 2009 yılında karısı Annalise Granwald’den boşandı.
2005’te İngiltere’de Merrill Lynch’te çalıştığı dönemde Mehmet Şimşek ABD vatandaşı olan eşiyle birlikte İngiliz vatandaşlığa başvurdu. Şimşek, İngiltere makamlarına yaptığı başvurunun olumlu karşılanmasının ardından Türk İçişleri Bakanlığı’na müracaat etti. İçişleri Bakanlığı da, 26 Temmuz 2006’da ‘Şimşek’in Türk vatandaşlığının korunarak Birleşik Krallık (İngiltere) vatandaşı olmasına izin verdi. Bakan Şimşek, İngiliz vatandaşlığıyla ilgili sorulara o dönem, “Olunmayacak diye bir yasak mı var?” diye yanıt vermişti.
Adı henüz bilinmeyen partinin başrol oyuncuları da bunlar işte. Bir yanda Kemal Derviş’i kendine kıble edinmiş bir Babacan, diğer yanda Kraliçenin gözdesi Abdullah Gül ve diğer yanda da İngiliz Mehmet… 
Türk siyasi hayatına yeni soluk getirmeye soyunan, umut diye pompalanan partilerin iç yüzleri elbette bu kişilerle sınırlı değil. Ama biz yine de şeytanın avukatlığına soyunup bunları hatırlatalım istedik. Gerisi size kalmış!..