Cem Uzan bakın neden dönüyor! Neden Cumhurbaşkanı adayı?

Ahmet Ravalı / İstanbul - 12 Aralık 2019

Son dönemlerde AKP yönetiminin ve onun liderinin düzenli olarak yaptırdığı anket sonuçlarına göre görünen durum pek de iç açıcı değil anlaşılan. Cumhur İttifakı’nın bileşenlerinin bugün ortaya çıkan mevcut tabloyu ‘mutlu son’la taçlandırmanın çok ama çok zor olduğu görülüyor. Bu yüzden hem CHP-İyi Parti ortaklığından hem de eski AKP’lilerin kurmaya çalıştıkları partilerden oy alabilecek veya mevcut oyları kaptırmayacak yeni formüller deneniyor.
AKP liderinin dünkü can düşmanı Cem Uzan bile bugün bir can simidi haline dönüştüyse anlayın siz durumun vehametini. Cem Uzan’ın Genç Partisi 3 Kasım 2002 seçimlerinde büyük bir sürpriz yaparak yüzde 7,25 oy almış ve çiçeği burnunda iktidar partisinin hedefi haline gelmişti. Devamında da hepimizin bildiği gibi Uzanların elinde ne Telsim, ne medya ne de başka şirketler kalmış ve aile yurt dışına kaçmıştı. İşte adeta o zamandan beri sürgünde yaşayan Cem Uzan yakında ülkesine dönüp aklanacağının ve tekrar siyasete girerek cumhurbaşkanlığına aday olacağının sinyallerini vermeye başladı. Cem Uzan’ın bunları kendi kafasından söylemesinin elbette ki imkanı yok. Malum birinden icazet alınmamış ve pazarlık masasına oturulmamış olsa bütün bu iddialı sözleri söyleyemez. Amaç eski gücünü kaybetmiş olsa da ‘mazlum’ Uzan’ı bir şekilde sahaya sürüp Davutoğlu-Babancan ikilisinin kuracakları partinin bir şekilde önünü kesmek ve olabilirse İyi Parti ile CHP’den oy tırtıklamak hesaplarının yapıldığı çok aşikâr.
Davutoğlu ile Babacan’ın başka bir yönden önünü kesmek için ise saldır-yıprat stratejisi izliyor Erdoğan. İşte bu yüzden Şehir Üniversitesi meselesi sürüldü piyasaya. Bu yüzden AKP İstanbul İl Başkanlığı toplantısında, “Şehir Üniversitesi’nin tahsisini Başbakanlığım döneminde yapan benim. Daha sonrasında malum zat Başbakan olunca bu tahsisi Şehir Üniversitesi’ne mülkiyet devrine dönüştürmüştür. Hiçbir üniversitenin daha önce mülkiyet devri olmamıştır. Öksüz ve yetimin hakkını orada gözetmeksizin devir gerçekleştirdiler.” deyiverdi.
Halef ile selef birbirine girdi tabii. Biri, “Konuşursam yer gök yıkılır” dedi. Diğeri ‘öksüz-yetim’ edebiyatına sığındı. Ama nedense kimse ortada yine yeniden bir parsel parsel peşkeş var ve el birliği ile bunu yapmışlar diyemedi. Sen kimin malını alıp kime veriyorsun diye soran da çıkmadı. Varsa yoksa hamaset edebiyatı anlayacağınız.
Ama tam bütün bunlar konuşulurken meclisten bir yasa geçti. Hani gurbetçilerin paralarını toplayıp üzerine soğuk sular içirten Milli Görüşçü Kombassan vardı ya. Hah işte bu şirket için yeni bir düzenleme yapıldı Kombassan Holding hakkında açılan davaların düşmesiyle birlikte Bera Holding’in (eksi Kombassan) kasasına 140 milyon TL gireceği açıklandı. Bera Holding tarafından KAP’a yapılan açıklamada ise haklarında açılan davalardan ötürü mahkemelere depo edilen 155 milyon TL’den maktu vekalet ücreti düşülerek 140 milyon TL’nin Bera’nın kasasına gireceği ifade edildi. TBMM’de kabul edilen yeni vergi paketi ile birlikte Kombassan’a zamanında para verenler hukuki olarak şirkete ortak kabul edildi. Böylece şirket hakkında açılan davalar düştü. Paralarını faiziyle şirketten isteyenler ortak statüsüne geçti. Yani tamamiyle göz boyama. ‘Bul karoyu al parayı’ hesabı yeni mağduriyetlerin kapısı aralanmış oldu el birliğiyle. Bundan sonra şirket zarar mı eder, paralar başka yerlere mi aktarılır, ortak yapılan mağdurlar kâr payı alırlar mı bekleyip göreceğiz. Ama küçük bir hatırlatma ile ne olacağını gelin siz anlayın. Bera Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı kim biliyor musunuz? AKP döneminde Enerji Bakanlığı da yapmış olan Ali Rıza Alaboyun. 
Bir zamanlar beraber yatağa girdikleri FETÖ’ye ne istedilerse verenler, Ankara’yı parsal parsel verenlere nasıl bir şey olmadıysa bütün bunlardan cesaret bulacak yeni Sülün Osmanlara da bir şey olmaz anlayışı Türkiye’nin artık yadsınamaz bir gerçeği. Öyle ki; küçük bir bürokrat olan İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi de bunun en ‘güzel’ örneği. İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağışlanan 400 bin lirayı ailesiyle birlikte tatile çıkıp bir güzel afiyetle yiyen müdür efendinin sadece ‘kınama cezası’ aldığını öğrendik fikri takip yapma beceresi körelmemiş medya mensupları sayesinde. Sadece kınama… Yani bir üst amirinin parmağını sallayarak, “Hııı bir daha yapma bakiiim böyle şöyler bizden habersiz. Yiyeceksek beraber yiyelim” uyarısı gibi bir şey!..
Yolsuzluk, hırsızlık, usülsüzlük o kadar kanına işlemiş ki toplumun artık duyarsızlığın nirvanası yaşanıyor. Öyle bir balık hafızalı toplum olunmuş ki, ne Deniz Feneri hatırlanıyor ne gemicikler ne de ayakkabı kutuları. Para sayma makinaları, havuzda toplanan yüz milyonlarca dolarlar, IŞİD’e, El Nusra’ya, El Kaide’ye arka çıkmalar, yardımlar, Ergenekon, Balyoz rezaletleri, sahte CD’ler, çikolata kutularında dağıtılan milyarlarca dolar, Reza Zarrablar, Binali’nin marifetli mahdumu, sıfırlanan milyarlar, geriye kalan bozukluklarla alınan villalar, Varlık Fonu’na devredileceğim ayağıyla el konulan devletin mal varlıkları ve hatta hatta ülkenin zor günler için bir kenara koyduğu kefen parasının bile iç edildiği nasıl unutulduysa bunlar da unutulur geçer gider. Ne zaman ki balık hafızalılara düşünmeyi akıl eder belki o zaman adam oluruz. Yoksa önümüz karanlık!..