Şimdi gel de sorma ‘Senin şu diploma nerede ağam’ diye…

Ahmet Ravalı / İstanbul - 18 Kasım 2019

Ahmet Ravalı

Şimdi gel de sorma, ‘Senin şu diploma nerede ağam’ diye… Gel de sorgulama koskaca devletin en tepesindeki kişinin bilgisini, kültürünü… Hani insan bir kere hata yapar tamam ama seriye bağlayınca hiç olmuyor. Bilgisizlik mi desem, danışmaları yanılttı, kandırdı mı desem, algı yönetimi yapmaya çalışıyor aklınca mı desem bilemedim.

Mesela daha geçen gün Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) ile ilgili, “Tutturmuş bir EYT, erken emeklilik. İskandinav ülkelerinin hepsi bu sistemle battı. Bizim ülkenin başına da bu erken emekliliği dolayanlar bunun bedelini ödediler. Milletimin zararına olan bir şeye asla yokum. Seçim kaybetsek de yokum” dedi. Kendisinin 46 yaşında emekli olduğunu unutarak. Bu da yetmezmiş gibi bir de milletvekilliğinden 15 bin 210 lira emekli maaşı aldığını da hatırlamadı. Cumhurbaşkanlığından aldığı brüt 81 bin 250 lira maaşı saymıyorum bile!..
Şimdi sormak lazım; başka ülkeler mi kalmadı örnek verecek de sen kalkıp dünyanın ekonomisi en güçlü sosyal devletlerini kendi ülken ile kıyaslıyorsun. Biz haddimizi biliyoruz da senin bu büyüklük kompleksinin sebebini ben bir türlü çözemedim. Hep bi en büyük, en uzun, en kalın, en çok, en, en, en takıntısı… O örneğini verdiğin ülkelerin fertleri ile biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kişi başına milli gelirleri arasında 5 ile 7 kat arasında küçük (!) bir fark var.  Mesela Norveç’te kişi başına düşen milli gelir 72 bin 500 dolar. Danimarka’da 55 bin doların üzerinde. En düşükleri İsveç’in bile kişi başına düşen milli geliri 52 bin doları aşıyor. Bizimki ne peki? Şişirilmiş bilançolar, raporlar ile 10 bin dolar seviyelerinde ancak.
Dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında bu bölgeden 5 ülkenin yer alması elbette ki tesadüf değil. Ama bu kadar zenginliğe rağmen mutlular mı acaba diye insan kendine sormadan da edemiyor. Bunun da cevabını, Birleşmiş Milletler’in (BM) yayımladığı Dünya Mutluluk Raporunda görebiliyoruz. Raporda, dünyadaki en mutlu ülkelerin, en zengin ekonomiler değil güçlü sosyal devlet ve kurumsal desteği bulunan ülkeler olduğunun altı çiziliyor. Mutluluğun gelirin yanı sıra, sağlıklı yaşam beklentisi, sosyal destek, özgürlük, güven gibi etkenlere bağlı olduğunu belirten raporda, tüm bu kriterleri üzerinde toplayan Finlandiya’nın dünyanın en mutlu ülkesi olduğu belirtiliyor. İlk 10’da Danimarka, Norveç, İzlanda, Hollanda, İsviçre, İsveç, Yeni Zelanda, Kanada ve Avusturya gibi ülkeler var. Farkındaysanız çoğunluk yine ‘battı’ denilen kuzey ülkelerinde… 
Hadi bunu geçtik… Peki, Atatürk’ü anarken bile yine kendini ondan daha öne koyan ve bunu fütursuzca anlatmana ne demeli? Sanki senden önce bu millet mağara devrinde yaşıyordu da seninle birlikte uzay çağını yakaladık! Satır aralarında çaktırmadan Atatürk’ün yaptıklarını hor görüp sinsice aşağılamak da bir çeşit cahilliğin ve komplekslerinin bir başka şekilde dışa vurumu olsa gerek. Çünkü, Harf Devrimi ile birlikte cahil dinci troll sürüsünün sürekli sosyal medyaya pompaladığı yalan, yanlış mesajları kes-yapıştır yapıp konuşma metni diye millete okursan yine cahilliğini sorgularım arkadaş ben.
Harf devrimi ile birlikte ‘bir gecede cahil kalan’ bu millet 10 yılda yüzde 50’ye yakın bir oranda artırdı okur yazarlığını mesela. Yani senin o ceddinin 600 senede yapamadığını 10 yıla sığdırdı o hor gördüğün Atatürk… 
Mesela cahilliğin nedeni olarak gördüğün o Latin alfabesine geçişin 1928’den önce o çok sevdiğin Aldülhamit Han ve Aldülmecid tarafından da gündeme getirildiğini, harf devriminin yapılmak istendiğini biliyor musun?
Şöyle ki; Harf Devrimi, aslında 66 yıl önce gündeme gelmiş, 2. Abdülhamit üzerinde çalışmalar yaptırmış ama başarılı olamamamıştır.
Bu yazılanlar iddia falan da değildir. Söz konusu bulguların kaynağı bizzat 2. Abdülhamit Han’dır. Abdülhamit Han, tahttan indirildikten sonra kendi siyasi vakalarını kaleme almış ve bizzat Abdülhamit Han tarafından katip Ali Vehbi Bey’e Fransızcası tercüme ettirilerek yayınlatmıştır.
Latin Harflerine geçilmesi konusu, Osmanlı’nın son dönemlerindeki reformist hareketler içerisinde pek çok kez gündeme. Latin Harflerine geçilmesi konusundaki ilk gündem 1850 yılında ortaya atılmıştır.
Türkçe yazar ve bilim adamı Mirza Fethali Ahundzade Efendi, Türkçenin Arap Alfabesi ve Fars gramer yapısı ile kullanılmasındaki zorlukları ve engelleri yaptığı bir çalışmayla  Osmanlı Hükümetine sunmuş, çözüm olarak da Latin Harflerinin kullanılmasını öngörmüştür.
Bu teklif  halife Abdülmecit tarafından incelenmiş ve dönemin bilim kurumu olan Encümen-i Daniş’e üzerinde çalışılması amacıyla gönderilmiştir. Kurul üyeleri Ali Paşa, Fuat Paşa, Mustafa Reşit Paşa ve Cevdet Paşa da Mirza Efendinin hazırladığı bu çalışmayı incelemiş ve padişaha olumlu görüşlerini bildirmişlerdir. Hatta ve hatta bu çalışmasından dolayı da Mirza Fethali Ahundzade Efendi Mecidiye Nişanı ile onurlandırılmıştır. Ancak, Encümen-i Daniş bu araştırmaları siyasilere anlatsa da bir sonuç alamamıştır.
Abdülmecit’in ölümü ve 2. Abdülhamit’in hilafet makamına geçmesi, Latin Alfabesinin kullanılması konusunu yeniden gündeme getirmiştir. Yazı dillerini batının literatürlerinden faydalanabilir hale getirmek amacıyla Latin Harflerini kullanmayı çalışma yürüten Arnavut kökenli Abdül ve Şemsettin Sami kardeşler, Latin harflerinden esinlenerek adına İstanbul Alfabesi dedikleri yeni bir alfabeyi İstanbul’daki mekteplerde okutulmak üzere gramer ve medrese kitaplarına basmışlarsa da yeteri kadar yaygınlık kazanamamış ancak Latin dilinin ıslahı böylelikle 1879’da yeniden gündeme gelmiştir.
Latin Harflerinin kullanılması meselesi İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla daha da ateşlenmiş, Arnavutlar, din ve mezhep ayrılıklarına rağmen Latin bir Alfabeyi kullanmaya karar vermiş, bu gayretlerinde de başarılı olmuşlardı. Arnavutların Latin Harflerine geçiş teşebbüsü Meşrutiyet reformcularının hassasiyetlerini ve heveslerini artırdı. Giderek yükselen reform hareketleri neticesinde yeniden gündeme gelen Latin Alfabesine geçme fikri Sultan Abdülhamit’e kadar ulaştı. Sultan Abdülhamit, saltanat makamından indirildikten sonra kaleme aldığı “Siyasi Hatıralarım” kitabında, Latin harflerine olan ilgisini ve harf devrimi yapmayı isteğini şöyle anlatmıştır;
“Yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de Latin Alfabesini kabul etmek yerinde olur.”
Dönemin siyasi aktörlerinin Arap harflerinin ıslahında ısrar etmesi ve ve çeşitli baskılar nedeniyle II. Abdülhamit’in Latin Harflerine geçiş isteği gerçekleşmedi. Ve bu büyük devrimi yapmak da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’e nasip oldu.
İşte o bir gecede cahil kalma yalanı ya da bilgisizliğinin arkasına sığınılarak yapılan saldırıların tarihi geçmişi bu şekilde. Tamamı cahil neo Osmanlıcılar bunları bilmez, bilse de bilmemezliğe gelir. Ve bugün geçmiş bir hanedanlığın adını kendi soyları zanneden zır cahillerin Arap ve Arapça sevdası bir türlü bitip tükenmez.