Eğitimde çağ atladık! Öyle ki artık seviye görünmüyor

Reşit Şehmus Neoluyoo Yazarı

Eğitim konusunda ortak bir noktada buluşmamız çok zor. Toplum olarak her alandaki sıkıntımız bu aslında. Yine de ortak paydalarımızda buluşmak zorundayız. Sürekli değişen sınav sistemlerini, müfredatları görüyoruz. Liseye girişte değişen sistemler, üniversitede değişen sistemler… sonucu bile görülmeden değişen sistemler… Bunu değişimlerin ne olduğundan çok neden bu kadar çok olduğu da önemli. 25 milyon öğrencimizin hayatını etkileyen kararlar bu kadar kolay verilmemeli. Alt yapısı ve planlaması hazırlanmadan, geniş katılım sağlanmadan, eğitimin temel unsurları bir araya getirilmeden sadece değişim olsun diye getirilen sistemlerin genç ülkemize zararları ölçülemeyecek boyutlarda.

Değişimin diğer ve en önemli tarafında da büyük sıkıntılarımız var. Uygulamadan söz ediyorum. Kağıt üzerinde baktığımızda milli eğitimde (aslında her yerde) her şey mükemmel yürüyor. Devlet kurumlarının hemen hemen hepsinde kağıtlara, hesaplara baktığımızda sorun yok.

Aynı şey müfredat için de görülüyor. Düşünülmüş, deneme okullarında, pilot bölgelerde denenmiş “Süper program” uygulamaya konulduğunda hemen birinci dönem sonunda aksaklıklar birer birer ortaya çıkıyor. Böyle olmasaydı son 20 yıl içerisinde bir çok şey defalarca değişmezdi.

Olaya genel olarak bakıldığında; Türkiye’de eğitim konusunda kafa yoran kesimlerin siyasi görüşlerini ön planda tutması yeni bir sistemin getirilmesinde veya var olan sistemin uygulanmasında en önemli engel. Siyasi partilerin programlarına bakıldığında ya da konuşmalarına bakıldığında benzer kelimelerin kullanıldığı görülmektedir. Ama öte tarafta basit bir değişiklikte bile ufak ve değiştirilebilir bir ayrıntı yüzünden programın tamamının heba edildiği ve toplumda o görüşü taşıyan insanlarda bir önyargı oluşturulduğu görülecektir.

Eğitimde istenilen başarıyı yakalayamamızın diğer önemli nedenlerinden biri uygulayıcılardır. Öğretmen ve idarecilerin yanına MEB’in merkez ve taşra teşkilatlarını da getirmemiz gerekmektedir. Donanımlı ve çağa uygun bireyler yetiştirmede en önemli sorumluluk tabii ki öğretmenlerdedir. Aynı kenti bırakın aynı okulda çalışan öğretmenler arasında da bazen uçurum olabiliyor. Çağın gerisinde yaşayan ve belli kalıplara takılan öğretmenlerin program ne olursa olsun istenilen düzeyde bireyler yetiştirmesi beklenemez. Değişen, yenilenen veya yinelenen programları uygulayacak olan öğretmenlerin genelde bu programlardan haberi olmuyor. İnternetten aldığı bir çıktı yıllık plan ile kırtasiyelerden gelen bir örnek test kitabı ile ders işliyor.

Böylece programdaki süslü kelimeler sönük kalıyor. Öğretmenlerin kendilerinin denetlenmesinden korkmaması gerekiyor. Veya kağıt üzerinden denetlemeler yerine gerçekten öğretmenleri çağa uyduracak hizmetiçi eğitimlere geçilmesi gerekiyor. Bu eğitimler süreç içinde tekrar edilmeli ve hem de öğretmen öz değerlendirme yapabilmelidir.

İdarecilerimiz genel olarak bir tarafa yaranmak yerine öğretmen, aile ve öğrenci arasında koordinasyonu sağlamalılar. Biraz değil fazlaca özerk olup inisiyatif alabilmeliler.

Eğitim sistemimizin istenilen seviyeye gelmesinin en önemli engellerinden biri de aile. Daha geçen gün 2. Sınıftaki çocuğuna çarpım tablosu öğretmeye çalışan bir anne ile muhatap oldum. Çocuğunun yarın güzel bir meslekte, rahat bir yaşantıda görme telaşını tabii ki anlıyorum. Veya sınavlardan yüksek başarı almasını. Ancak bu çocuğun ilgi ve yeteneklerinin ortaya çıkmasını engelliyor. Çocuğun sonradan mutsuz olduğunun farkına vardığı okullarda okumasına yol açıyor. Ayrıca ailenin çocuk üzerinde oluşturduğu baskı çocuğunu kişisel gelişimini olumsuz etkiliyor. Özellikle ailelerin not ve sınav kaygısı; değerler üzerine kurulu son müfredatta yine önemli sorunlar ortaya çıkaracaktır.

Değişen dünya düzeni, teknolojik gelişmeler, sosyal medya, ergenlik dönemi sıkıntıları, ekonomik sıkıntılar vb. birçok sorun hem öğrencileri hem öğretmenleri hem de aileleri, dolayısıyla uygulanan programları etkilemektedir. Programların bu değişimlere ayak uydurması gerekmektedir.

Ortaöğretim ve yükseköğretime geçiş sınavlarıyla ilgili olarak yıllardır yapılan değişikliklerde kapsam ve içerik ile ilgili çok büyük bir değişimin yaşanmadığını söyleyebilirim. Sınava hazırlanan öğrenciler şunu bilmeli “Size yine matematik yine fizik yine edebiyat soracaklar siz çalışmanıza bakın.” Değişiklikler genelde soru sayısı, katsayı, sınav sayısı ve  ismi gibi konular… Ama özellikle medya olayı çok faklı şekilde sunup insanların olumsuz yönde etkilenmelerini sağlıyor. Aslında her şey belirlenmeden herhangi bir görüş belirtilmemesi ve tüm altyapı sağlandıktan sonra gerekli açıklamaların yapılması bunu önler. Mesela geçen sene TEOG sınavında yaşanan belirsizlik yüz binlerce aile ve öğrenciyi olumsuz etkiledi. Bu değişikler bir sene ertelense aradaki süreçte olayların paydaşları ile gerekli görüşmeler yapılsa bu sorunlar yaşanmaz ve güvensizlik ortamı oluşmazdı.

Sonuç olarak Türkiye’nin son yılları ile ilgili şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki hiç kimse okula başladığı sistem ve müfredat ile mezun olmadı.