Feminist teori! Cinsiyet ve toplum

Melis Ayvallı Neoluyoo Haber Müdürü

Feminist teori toplumda toplumsal cinsiyet konusunda en çok bilinen ve hala hayatta olan teoridir. Feminizm, erkek ve kadınların toplumsal eşitliği vurgusu ile cinsiyetçiliğe ve ataerkilliğe karşı destekleyicidir.

“Cinsiyet Eşitliği”

İlk feminizm işaretleri 1840’ların Amerikasın’da kadınların ve Afrikalı Amerikan halkının köleliğini ve ızdırabını protesto etmesiyle birlikte görülmeye başlamıştır. Öyle olacak ki, bu protestoların sonunda, 1920’de kadınlar, oy hakkı kazandılar ancak “Cinsiyet eşitliği” konusunda hala eksiklikler vardı…

Feministler, toplum içerisinde birçok meseleye karşıdırlar. Hatta bununla birlikte, genelleştirdikleri beş ana doktrinleri bile vardır;

1) Toplumda eşitliği arttırmak için çalışmak.

2) Toplumdaki insanlar için geniş alan yaratmak. ( İnsanlığın yeniden entegrasyonunu öneriyorlar.)

3) Toplumsal tabakalaşmayı yok etmek.

4) Cinsel şiddeti bitirmek.

5) Cinsel özgürlüğün teşvik edilmesi.

Feminizm, teoride ise 3 grup ile dillendirilebilir;

Radikal Feminizm: Aile sistemini sona erdirmek fikrini savunurlar.

Liberal Feminizm: Fırsat eşitliğini savunurlar.

Marksist / Sosyalist Feminizm: Toplumsal rolleri ve sosyal sınıfları sona erdirmek fikrini savunurlar.

Peki Simon Beauvoir bu konu hakkında ne düşünüyor?

Simon de Beauvoir’i açıklayarak feminist teoriyi biraz damgalayacağım sanırım. Fikirlerini 4 parçada inceleyecek olursak;

İlk olarak, biyolojik yaklaşımı açıklıyor. Ona göre, iki cinsiyet arasında biyolojik farklılıklar vardır ve dişi olan, erkeklerden daha güçsüz ve kısadır.

Ayrıca iki cinsiyet arasındaki anatomik farklılıkları kesinleştirmek için hayvanlardan da bahsediyor. Biyolojik yaklaşımda Freud da birtakım noktalar yaratmıştır ancak açıklamalarında sosyal nedenleri göz ardı etmiştir. Bu sebepten dolayı, Beauvoir, Freud’un yaklaşımını reddeder, çünkü onu temellendirilemeyen zaman kaybı olarak görür.

Din, toplum içerisinde kadınların rolünü azaltıyor

Bir diğer görüşü ise, kadınların kapitalizmden önce de azınlık ve pasif olduklarından bahseder. Ve aslında bunu söyleyerek Engel’in meselesine de karşı durduğunu yorumlayabiliyoruz. Bununla birlikte, dinleri sorgulayıp, dinin toplum içerisinde kadınların rolünü azalttığından da bahsediyor.

Mesela, Engel, kapitalizmin, kadın ve erkekler arasında eşitsizlik yarattığını söylese de, Beauvoir, endüstri devriminin kadınlara, erkek rolüne yakın yeni roller kazandırdığını düşünüyor.

Eşİt değİl, farkedilir oldular!

Aslında kadın ve erkeklerin dışarıda birlikte çalıştıkları, iş ve sosyal hayatlarında, plazalarda, devlet ya da sendikalarda birlikte yer alıyor olmaları, kadınların eşit değil görünür ve farkedilir olduğu fikrini benimser.

Bir diğer meselesi ise, kadınların pasifliğinin ya da azınlığının sadece din ve aile içerisinde değil, aynı zamanda bilim içerisinde de kadınların yetersizliğinin meşrulaştırıldığını vurguluyor.

Bir kadının nasıl zorunluluklar üzerine ikincilleştiğini aktardığı küçük bir algoritması var;

Gençlik = >  Evlilik = > Ebeveyn = > Daha geniş bir toplum

Kadınlar kontrolünü kaybetme hakkına sahip değildir, toplumdaki rollerini yerine getirmek zorundadırlar. 

Son olarak kadınların kendilerini nasıl özgürleştirdiklerini konuşuyor ve kadınların sadece kapitalizm ile değil, aynı zamanda bilim, toplum ve ekonomi ile de uğraşmasının gerekliliğine inanıyor.

Bize de, bu konuyla ilgili biraz beyin fırtınası yapmak kalıyor… Hadi o zaman!