Cehaletin Sistemli Hali: Politik Doğruluk

Melis Ayvallı info@aborjin.com.tr

 

Son yıllarda çokça duyduğumuz bir kavram politik doğruluk. Anlamı bize biraz ne yardan ne de serden geçmeden, fincancının katırlarını ürkütmeden konuşmak gibi gelse de, Amerikan tipi liberteryen anlayışın bir uzantısı olarak ülkemiz atmosferine giren bu önerme biçimi arkasında biraz daha tehlikeli kokular taşıyor.

Aktivizmin Yükselişi

Aslında her şey güzel başlamıştı. Sivil toplum hareketi, arkasında akademinin desteklediği kendi dönemlerine göre radikal düşünürleri ve aktivistleri de alarak, ikinci sınıf vatandaş ilan edilenlerin, ezilenlerin ve liberteryen kapitalizmin üretim fazlasından dünyanın geri kalanı kadar faydalanamayan üçüncü dünya “zavallılarının” sesi olma, kitleleri örgütleyerek toplumsal hayatta ve yasalarda değişim yaratma rolünü başarıyla üstlenmişti. Düzenin değişim alerjisi taşıyan dinamikleri de yükselen bu harekete karşı polis ve yer yer paramiliter araçları kullanmaya başladığında, ateş dünyaya sıçramış, entropi işlemiş, her şey çok daha büyük bir hal almaya başlamıştı.

Sol Bir Rüzgardı ve Dünya Sol Rüzgara Sırtını Vermeyi Sevmişti

Her ne kadar, bu özgürlükçü ve eşitlikçi hareket ABD, Birleşik Krallık, Fransa gibi tarihleri sömürgecilik ile harmanlanmış ülkelerden çıksa da, sol bir rüzgardı ve dünya sol rüzgara sırtını vermeyi sevmişti o zamanlar, anlayın işte, insanların hoşuna gidiyordu bu durum. . Sonuçta kimse, kimsenin ölmesini, ezilmesini, acı çekmesini istemez, değil mi? İşte bu sivil toplum hareketi zaman içinde büyük meseleler ile uğraşmaktan yorulduğundan olacak, ya da düzen ile arasındaki denge onu yavaşlamaya zorladığı için belki de, yönünü mikro-yönetim tarafına çevirdi, ortaya politik doğruluk akımı çıktı.

Bu Akım Sizin Neden Ekmek Bulamadığınızla ve Bunun Çözümüyle İlgilenmiyordu Da…

Kadınların işgücüne katılması için aşılması gereken yasal ve toplumsal engelleri düşünmüyor ya da insanları düşünceleri ve yönelimleri her ne olursa olsun, anlamak gerektiğinden bahsetmiyordu. İlgilendiği şey daha çok, neyi nasıl söylememiz, ifade etmemiz gerektiğiydi.

Nerede Ne Söylemeliyiz, Nerede Neyi Anlatmalı Ve Nerede Neye Karşı Bir Açıklama Yapmalıyız, Bu Açıklamanın Dili Ne Olmalı?

E biraz olsun anlıyorsunuz ya artık, olay bir şeyi değiştirmekten ziyade, çöpü halının altına süpürmek halini almıştı artık. Bayan cinayetleri yerine kadın cinayetleri demeliydiniz. Bayan aşağılayıcı bir kelimeydi çünkü. Kelimeler, arkalarındaki amaç ile anlam ifade ederler ve arkadaki düşünceyi, amacı değiştirmeden kelimeleri değiştirmek hiçbir anlam ifade etmeyecektir; faşizm susmak değil, söyleme mecburiyetidir. Kimsenin Umurunda Değildi

Artık Ekmek Bulamamak, Öldürülmek Ya Da Nefret Edilmek

Ezilen sınıfın adını emekçi yapmak, bayan yerine kadın demek ve nefret ettikleri insanlara gülümsemek kaydıyla, düzenin tüm savunucuları rahat edebilirlerdi değil mi? Peki ya biz? İşte sorunun ayyuka çıktığı yer burası oldu.

Düzen, Para ve Akademi İlişkisi

Dikkatli düşünürseniz, düzenin savunucusu olsanız bile, bir süre sonra o düzende bir takım değişimler talep etmeniz oldukça doğaldır ve düzen, siz onu savunun ya da savunmayın, değişimi sevmez. Bu onun düzensizliğe gösterdiği dirençten doğar.  Doğal olarak düzenin bu davranışı bir muhalif kanat yaratır ve siz değişimleriniz için bu muhalif kanattan medet umarsınız.

Kim Oluşturur Bu Muhalif Kanadı? Karşıt Görüşteki İnsanlar, İş Çevreleri, Akademisyenler…

Evet… Akademisyenler. Öyle ya da böyle, çok istisnai durumlar haricinde, teoriyi ve yol haritasını hazırlayanlar akademisyenlerdir. Onlar, okullarda, maaşlı işlerinde çalışırlar ve üretirler. Ancak bu onların etki altında kalamayacağı anlamına gelmez. Aslında, akademi ve iş çevreleri arasındaki tüm ilişkiler bu etkileşimin birer ispatı gibidir. Öyle midir? Düzenin içinde doğan iş çevreleri düzenin tamamen değişmesini istemezler. Sadece düzen tarafından tanınmak isterler. Pastadan bir pay koparmak isterler ve görüyorsunuz ya, bu şekilde düzen gerçek anlamda değiştirilemez.

Hadi Şimdi Bir De Kafanızı Hepten Karıştıracak Boyutuna Bakalım

Siz muhalif kanatsınız diyelim ve sizin görüşünüzün mali kaynakları ve toplum desteği ve akademisyenleri var. Ve sizin muhalif olduğunuz kanadın da mali kaynakları ve toplum desteği ve akademisyenleri var. Evet, onların da akademisyenleri var. Doğal olarak akademi, iş çevrelerinin birbirine karşı verdiği pasta savaşında, sermaye için en iyisi neyse, onun dilinden konuşmakta, onun çıkarlarına ters düştüğü yerde de susmaktadır.

Çarpık Eşitlik Anlayışı

Mesela, kadınların iş gücüne katılması çok gerekli, evet, ama neden ofis klimalarının seksist olup olmadığı tartışılırken, kadınların ağır işlerde çalışmasının hala bir stigma olduğuna kimse değinmez? Çünkü sermaye kadınları ağır iş için yeterince güçlü ve dayanıklı bulmaz ve onları daha çok beyaz yakalı işlerde, yönetici pozisyonlarında değerlendirmeyi daha kârlı bulur. Doğal olarak ortaya çarpık bir eşitlik anlayışı çıkar.

Düzen Toplumsal Ayrışma İstediğinde Ortaya Pembe Otobüsler Çıkarır

Bunu pek değerli kadınları korumak için yaptığını iddia eder ama aslında istediği tam olarak kadınların soyutlanmasıdır ve yeterince gülümseyerek ve yeterince “Pozitif” kelimelerle söylendiğinde, en beklenmeyecek kişiler bile savunur olurlar çünkü akademi onları taktiklerinin temeliyle, kendi teorileriyle vurur. Ve siz kadınların ağır işlerde çalışmamasının erkeklere haksızlık olacağını söyleyemezsiniz, çünkü kadınların daha avantajlı konuma geçtiğini söylemek politik açıdan yanlıştır.

Akademi ve Sivil Toplum Size Kadın Cinayetlerini, Tecavüz Oranlarını ve Aile İçi Şiddeti Dayar

Susmak zorunda kalırsınız ya da belki işinizi bile kaybedersiniz. Çünkü akademi, kadınların dezavantajlı olduğunu buyurmuştur ve kadın cinayetleri diye bir kavram varken erkek cinayetleri diye bir kavram ne hikmetse üretilmez ve kimse toplumsal algı sebebiyle sözü bile edilmeyen erkeklere yönelik, hem de kadınlar tarafından gerçekleştirilen cinsel baskıya ya da erkeklerin aile içinde ve sokakta uğradığı şiddete değinemez çünkü akademi yasaklamıştır bunu.

Sesinizin Çıkması İşler İçin Kötüdür

Onlarla aynı şeyi tekrar etmezseniz hiç sevmediğiniz iktidardan yana olmakla, faşist olmakla, insan bile olmamakla suçlanırsınız ve çok hızlı yargılanıp infaz edilirsiniz ve kimse size yapılan haksızlık için ses çıkarmaz çünkü sermaye kadınlara yönelik ürün satmaktan ve onların ürettiği artı değeri pazarlamaktan ve onlara bir şeyler pazarlamaktan çok memnundur ve sesinizin çıkması işler için kötüdür.

Başımıza gelecekler var…

Öyle ya, bundan elli yıl önce, reklamlar sigaranın ciğerleriniz için iyi olduğunu söylüyor, doktorlar sigara reçete ediyor ve DDT güvenliğini ispatlamak için çocukların suratına sıkılıyordu ve akademi de pek rahatsız değildi. Dünyanın dört bir yanına sigara satılıyor, Amerikan şirketleri DDT’den milyonlar kaldırıyordu ve kanser henüz bir salgın gibi değildi. Rüzgar, kanser yaygınlaştığında ve insanlar kanserin kaynağı hakkında sorular sormaya başladığında değişti. Gidip de yedikleri gıdadan, içtikleri suya, soludukları havadan, çocuklarına aldıkları oyuncaklara kadar her şeyi kanserojen kimyasallara buladıklarını söyleyemezlerdi ya…

Onlara Bir Günah Keçisi Verilmeliydi

Tabi ya, ilk kurban sigara oldu. Yıllarca sesi çıkmayan akademi, birden sigaraya karşı bir savaşa girdi, ve kazanıyor da gibiydi ama kanser vakaları azalmak yerine artıyordu. Bir şeyler yerine oturmuyordu. “Plastik suçlu”, “Tarım ilaçlarından hep”, “Tesisler çevreyi kirletiyor” ve her bir suçlunun ardından ona alternatif daha büyük bir endüstri çıktı ortaya, kimse sormadı rüzgar tribünlerinin yok ettiği kuş sürülerini.

Yel Değirmenlerine Karşı Savaş

Kimse sormadı organik gıda yetiştirmenin yarattığı karbon ayak izini… Sermaye daha çok kazandı ve biz daha çok susmak ve inanmadığımız çok daha fazla şeyi söylemek zorunda kaldık. Ve mesela, şimdi bin derde deva diyorlar THC için ve ben merak ediyorum, 30 yıl sonra bilim dünyası savaş açacak mı bir başka yel değirmenine. Ama sormam yasak, değil mi? Yoksa bağnaz, tutucu ve aptal olurum. Kıro ve cahil dersiniz bana, değil mi?

Şimdi tekrar et: Ben herkesin fikrine saygılıyım. Onlar mı? Onlar insan bile değil, fikirlerinin bir önemi yok!